folder_openFatih, Camiler, İstanbul'un 7 Tepesi, Mimar Sinan Camileri, Selatin Camileri, Tarihi Camiler

Mihrimah Sultan Camii , Edirnekapı

Mimar Sinan’ın duvarları ışığa çevirdiği yerde, altıncı tepenin zirvesinden şehre bakan bir Sultan Vakfı.

 

İstanbul’un kara surlarına yaslanan altıncı tepesinin zirvesinde, Edirnekapı‘nın hemen içinde yükselen Edirnekapı Mihrimah Sultan Camii, ziyaretçisini avluya aldığı anda taşın ağırlığını unutturan bir ışık iklimiyle karşılar. Külliyenin banisi, Kanuni Sultan Süleyman ile Haseki Hürrem Sultan‘ın tek kızı Mihrimah Sultan‘dır. Yapı, Mimar Sinan‘ın ustalık evresine ait tasarımıyla, kesin inşa kitabesi bulunmamakla birlikte 1562-1566 yılları arasında inşa edilmiştir. Dört fil ayağına oturan tek kubbesi ve duvarları dantele çeviren pencere düzeniyle cami, klasik Osmanlı mimarisinde ışığın asli yapı malzemesine dönüştüğü eşiği temsil eder.

Restorasyonlar ve Özgünlük

Edirnekapı Mihrimah Sultan Camii hangi depremlerde hasar görmüştür?

Cami; , , , ve depremlerinde hasar görmüştür. Bu sarsıntılarda minare yıkılmış, ana kubbede ve kurşunlarda ağır tahribat meydana gelmiştir.

1719 depreminde minare basamakları zarar görmüş, 1766 büyük İstanbul depreminde kubbe ve minare çökmüştür; yapı Sultan III. Mustafa’nın emriyle onarılmıştır. 1894 büyük depreminde minare tamamen çökmüş ve kuzeybatı köşe ağır hasar almıştır. 1999 İzmit depreminde ise mihrap cephesindeki ana askı kemerinde açıklık oluşmuş, kubbelerde ve duvarlarda çatlaklar saptanmıştır. Bu kronoloji, yapının konumunun getirdiği bedelin de kaydıdır: yüksek kotta, ince duvarlı ve geniş açıklıklı bir kurgu, deprem yükleri karşısında ödün vermek zorunda kalmıştır. Yine de yapı her seferinde ayağa kaldırılmıştır.

1894 depreminden sonra cami neden uzun süre kapalı kalmıştır?

Depremde minarenin narteks çatısının üzerine yıkılması ve müezzinin vefat etmesi üzerine cami ibadete kapatılmıştır. Yapı yılından yılına kadar 62 yıl boyunca harabe ve bakımsız halde kapalı kalmıştır.

Bu dönem, caminin tarihindeki en ağır kesintidir. Dönemin ünlü mimarı Alexandre Vallaury, hasar tespiti ve onarım yöntemleri üzerine kapsamlı bir teknik rapor hazırlamıştır; bu rapor yapının bilimsel belgeleme geçmişinin ilk halkalarından biridir. Restorasyona 1907 yılında başlanmış ancak çalışma yarım kalmıştır. Aynı süreçte medrese odaları yangınzedeler için barınak ve bir dönem hastane olarak kullanılmıştır. 1957 yılında başlayan restorasyon ise uzun yıllar sürmüştür. Altı yılı aşkın bir süre boyunca cemaatsiz kalan bir selatin camisinin, ışık kurgusuyla anılan bir yapı olması tarihin acı bir tezadıdır.

2007-2010 restorasyonunda hangi çalışmalar yapılmıştır?

Vakıflar Genel Müdürlüğü tarafından yürütülen kapsamlı çalışmada kubbe kurşunları yenilenmiş, minare onarılmış, iç mekan kalemişleri raspalanarak alt katmandaki özgün desenlere ulaşılmaya çalışılmıştır. Demir aksam tannik asitle temizlenmiştir.

Restorasyonun statik ayağında iki büyük operasyon öne çıkar. Birincisi, yapının Fevzipaşa Caddesi’ne doğru kayma eğilimini önlemek için cami çevresi boyunca 15 metre derinliğinde ve 4 x 6 metre kesitinde kuyu temeller açılarak yapının betonarme bir perde içine alınmasıdır. İkincisi, ana kubbede oluşan radyal çatlakların ilerlemesini durdurmak amacıyla kubbe eteğine 10 x 300 milimetre enkesitli, paslanmaz AISI 316 kalite çelikten çekme çemberi yerleştirilmesidir. 1999 depremi sonrasında mihrap cephesindeki ana kemerden kilit taşının düşmesi üzerine, cephenin ani çökmesini engellemek için tüm cepheyi kapsayan geçici çelik askı sistemleri kurulmuştu. Demir gergiler ve parmaklıklar korozyondan arındırıldıktan sonra pasivasyon için tannik asit veya fosforik asit esaslı pas önleyicilerle kaplanmış, üzerine iki kat ördekbaşı yeşili boya sürülmüştür.

Restorasyonda pencereler ve yüzeyler nasıl ele alınmıştır?

Beton olan üçüncü kat pencereleri sökülerek yerlerine paslanmaz çelik donatılı ve geleneksel şişe dibi yuvarlak camlı yeni dışlıklar monte edilmiştir. Yirminci yüzyılda yapılan niteliksiz kalemişleri ve sıvalar raspalanmıştır.

Pencere çevrelerinde özgün alçı bordürler ve tatlı kireçten dökülen pervazlar yenilenmiştir. Yüzey temizliğinde taşın dokusuna zarar vermeyen yöntemler tercih edilmiştir: kurum, karbon birikintileri ve biyolojik oluşumlar için ekolojik ve kontrollü IBIX mikro kumlama teknolojisi kullanılmıştır. Küfeki taşı cephelerde suyun nüfuz edemediği kalın alçıtaşı kabuklarını uzaklaştırmak için AB 57 jeli; mermer yüzeylerdeki kirlilik için kağıt hamuruna emdirilmiş yüzde yirmilik amonyum bikarbonat çözeltisi uygulanmıştır. Statik açıdan tehlikeli olmayan çatlaklara ise su girişini önlemek amacıyla zayıf hidrolik kireç ve tuğla tozu içeren enjeksiyon harçları basılmıştır. Restorasyon öncesinde kalsinasyon, petrografi ve stereo mikroskop yöntemleriyle harç, sıva ve taş analizleri yapılarak malzeme uyumu bilimsel raporlarla güvence altına alınmıştır.

Modern Mühendislik ve Dijital İzleme

Caminin yapısal davranışı hangi yöntemlerle izlenmektedir?

Caminin statik sistemi, ANSYS ve SAP2000 yazılımlarıyla oluşturulan üç boyutlu sonlu elemanlar modelleri üzerinden analiz edilmiştir. Yapı, düşey ve deprem yükleri altında hem doğrusal hem de doğrusal olmayan analizlere tabi tutulmuştur.

Sayısal modelleme, Mimar Sinan’ın sezgisel olarak çözdüğü denge problemini bugünün diliyle yeniden okuma girişimidir. Modele ek olarak yapının dinamik tepkilerini ve atmosferik koşulların etkisini sürekli takip etmek amacıyla camiye 27 kanallı bir akselerometrik şebeke, yani ivmeölçer ağı yerleştirilmiştir. Minarenin farklı kesitlerinde ise taşın iç yapısındaki süreksizlikleri ve çatlakları tespit etmek için ultrasonik test yöntemleri uygulanmıştır. Bu sistemler sayesinde yapı, hasar oluştuktan sonra müdahale edilen bir nesne olmaktan çıkmış, davranışı sürekli okunabilen canlı bir kayıt haline gelmiştir.

Cami dijital olarak nasıl belgelenmektedir?

yılından itibaren her yıl tekrarlanan üç boyutlu lazer tarama çalışmalarıyla yapının nokta bulutu verileri elde edilmektedir. Bu sayede kubbe ve kemerlerdeki mevcut deformasyonlar ile geometrik anomaliler yıldan yıla takip edilebilmektedir.

Lazer tarama, geleneksel rölöve yöntemlerinin milimetrik sapmaları yakalayamadığı noktada devreye girer. Yıllık tekrar, tek bir ölçümü zaman serisine dönüştürerek deformasyonun hızını da görünür kılar; bu, statik güvenlik açısından tek seferlik bir fotoğraftan çok daha değerlidir. Fotogrametri ve lazer tarama verileri ayrıca yapının tarihsel katmanlarını ve müdahale biçimlerini dijital ortamda yönetmek üzere HBIM, yani Tarihi Yapı Bilgi Modellemesi sistemine entegre edilmiştir. Böylece 16. yüzyılın taşı, 21. yüzyılın veri modeliyle aynı dosyada buluşur ve gelecekteki her müdahale, geçmişteki bütün müdahalelerin kaydı üzerinden karar verir.

Hat Sanatı ve Kalemişi Tezyinat

Camideki küngüre yazılarının hattatı kimdir?

Bu konu tartışmalıdır. İbnülemin Mahmud Kemal, camideki küngüre yazılarının Tuğrakeş İsmail Hakkı Altunbezer’e ait olduğunu yazar. Hattat Hüseyin Kutlu ise yazım üslubunun Hattat Halim Özyazıcı’ya ait olduğunu belirtmektedir.

Hattat Hüseyin Kutlu’nun tespitine göre, 1956 tamirinde Hattat Halim Özyazıcı’nın Yavuz Sultan Selim Camii için hazırladığı kalıplar buraya uygulanmıştır. Bu ayrışma, geç dönem onarımlarında kalıp aktarımının yaygın bir pratik olduğunu ve imza meselesinin tek bir arşiv kaydıyla çözülemeyeceğini gösterir. Bir hat yazısının kime ait olduğu sorusu, restorasyon tarihinde çoğu zaman kimin çizdiğinden çok kimin kalıbının kullanıldığı sorusuna dönüşür. Bu nedenle metinde iki görüş de kendi kaynağıyla birlikte verilmiş, hiçbiri kesin hüküm olarak sunulmamıştır.

Camideki Sami Efendi imzalı levhalara ne olmuştur?

Mahfil katında bulunan, Hattat Sami Efendi imzalı ve saç üzerine yazılmış Cihar-ı Yâr levhaları restorasyon sırasında Vakıf Hat Müzesi’ne kaldırılmıştır. Altlarından çıkan özgün mermer mahkuk yazılar ise varaklanarak korunmuştur.

Bu müdahale, restorasyon etiğinin klasik ikilemine iyi bir örnektir: sonradan eklenen değerli bir eser mi korunmalı, yoksa onun örttüğü özgün katman mı görünür kılınmalı? Burada iki değer de kurtarılmıştır. Dört Halife’nin adlarını taşıyan levhalar müze koşullarında güvenceye alınmış, altlarındaki mermere kazınmış özgün yazılar ise varaklanarak yerinde bırakılmıştır. Ana kubbedeki kalemişleri konusunda ise 1957 onarımında farklı bir yol izlenmiştir: nakışlar Nakkaş Avni Uyav tarafından Mesih Mehmet Paşa Camii kubbe nakışlarından kopya edilerek sade bir şekilde yeniden tasarlanmıştır. Cami içindeki iç bezemelerin 1957 restorasyonunda yenilendiği kayıtlıdır.

Arşiv Belgelerindeki Ustalar ve Onarım Sözleşmeleri

Camide çalışan usta ve kalfaların isimleri biliniyor mu?

Evet. Arşiv belgeleri, 19. yüzyılda yapıda çalışan kalfaların isimlerini ve sözleşme bedellerini kaydetmiştir. Kalos Kalfa, Ayakapılı Yorgi Kalfa ve Tatavlalı Nikoli Kalfa bu belgelerde adı geçen ustalar arasındadır.

Arşiv belgelerine dayanan araştırmalara göre Kalos Kalfa, yılında caminin su sızdıran yerlerini onarmak ve çerçevelerini yenilemek üzere 8.500 kuruş bedelle sözleşme imzalamıştır. Ayakapılı Yorgi Kalfa, yılında yangın sonrası kubbelerdeki eriyen kurşunların onarımı için 36.000 kuruş bedelle görevlendirilmiştir. Tatavlalı Nikoli Kalfa ise yılında Şehremaneti tarafından hazırlanan keşif defterine göre 100.000 kuruş masrafla cami ve medrese onarımını üstlenmiştir. Bu isimler, klasik bir eserin ayakta kalmasının yalnızca ilk mimarına değil, yüzyıllar boyunca ona dokunan sayısız ustaya borçlu olduğunu hatırlatır.

1894 depremi sonrası onarım ihalesinde ne olmuştur?

1894 depremi sonrası onarım için açılan ihalede en düşük teklifi veren Rakım Efendi iflas etmiştir. yılında yaşanan bu gelişme üzerine iş Beşiktaşlı Salih Efendi’ye devredilmiştir.

Bu kayıt, yapının uzun kapalılık döneminin yalnızca teknik değil, aynı zamanda mali ve idari sebeplerle uzadığını gösterir. En düşük teklifin kabul edildiği bir ihale usulünde, işin gerçek maliyetiyle teklif arasındaki açık müteahhidi iflasa sürükleyebilmektedir; nitekim burada olan da budur. 1907’de başlayan restorasyonun yarım kalması bu kırılmayla doğrudan ilişkilidir. Belgelerin bu düzeyde ayrıntı taşıması, Osmanlı arşiv geleneğinin gücünü ve bir anıtın hayatının yalnızca taşında değil, defterlerinde de yazılı olduğunu ortaya koyar.

İki Mihrimah Sultan Külliyesinin Karşılaştırması

Edirnekapı ve Üsküdar Mihrimah Sultan camileri arasındaki temel fark nedir?

Temel fark, Mimar Sinan’ın sanatındaki gelişim evreleridir. Üsküdar camisi arasına, erken döneme aittir. Edirnekapı camisi ise ustalık evresinin en cesur denemelerinden biridir.

Üsküdar’da Mimar Sinan, henüz Ayasofya’nın yapısal etkisinden tam kopmamış, kubbeyi yarım kubbelerle destekleme metodunu denemiştir. Bu tasarım mekanın dikey değil yatayda genişlemesini sağlar ve içeride daha masif, ağır bir taş hissi uyandırır. Edirnekapı’da ise yarım kubbe desteğine hiç ihtiyaç duyulmamış, devasa bir hacim tek kubbeyle örtülmüş ve duvarlar taşıyıcı görevinden kurtarılmıştır. Konum farkı da belirleyicidir: Üsküdar külliyesi kentin doğu girişindeki iskele başında, deniz seviyesinde ve liman hayatıyla iç içedir; Edirnekapı külliyesi ise altıncı tepenin zirvesinde, anıtsal ve dikey bir duruş sergiler.

İki caminin minare sayıları neden farklıdır?

Fark, Osmanlı saray protokolüyle ilişkilidir. Üsküdar camisi inşa edildiğinde Mihrimah Sultan tahttaki Kanuni Sultan Süleyman’ın kızıydı ve bu statüye uygun olarak çift minareye izin verilmiştir. Edirnekapı’da ise tek minare yapılmıştır.

Edirnekapı camisinin inşaat döneminde Kanuni Sultan Süleyman vefat etmiş ve tahta II. Selim Han geçmiştir. Mihrimah Sultan artık padişahın kızı değil, kız kardeşi statüsündedir. Buna bölgenin zorlu topografyası ve dönemin israfı önlemeye yönelik protokol düzenlemeleri de eklenmiştir. Külliye programları da farklılaşır: Üsküdar’da cami yanında L planlı medrese, sıbyan mektebi, imaret, kervansaray ve tabhane bulunurken; Edirnekapı’da iki teraslı bir düzen, U planlı medrese, çifte hamam, arasta ve aile türbesi yer alır. İki yapı, aynı banilik iradesinin farklı siyasi ve coğrafi koşullardaki iki ayrı cümlesidir.

İki caminin iç aydınlığı arasında nasıl bir fark vardır?

Üsküdar camisi masif duvarlar ve yarım kubbelerin yarattığı gölgeler nedeniyle daha ağırbaşlı, nispeten loş ve içe dönük bir atmosfere sahiptir. Edirnekapı camisi ise 161 penceresiyle bütünüyle ışığa açılmış bir iç mekan sunar.

Bu görsel karşıtlık, banisinin isminde birleşen iki kavramın mekansal karşılığı olarak okunur. Kaynaklar Üsküdar’daki daha basık ve loş yapıyı “Ay”, Edirnekapı’daki ışıkla yıkanan yapıyı ise “Güneş” olarak niteler. Edirnekapı’da tambur pencerelerinin ışığı 360 derece döndürmesi, mekanın gün boyunca yön değiştiren bir aydınlık haritasına sahip olmasını sağlar. Üsküdar’da ise gölge, mekanın kendisi kadar tasarımın parçasıdır. Aynı banının iki yapısı arasındaki bu denge, tek bir kavramın iki farklı yüzünü mimariyle söyleme çabası olarak değerlendirilebilir.

Hikayeler ve Rivayetler

Mimar Sinan ile Mihrimah Sultan arasındaki aşk hikayesi doğru mudur?

Bu anlatı bir rivayettir. Halk arasında asırlardır anlatılan efsaneye göre Mimar Sinan, Mihrimah Sultan’a umutsuz ve platonik bir sevgi beslemiştir. Tarihi belgeler bu iddiayı doğrulamamaktadır ve anlatı modern bir şehir efsanesi olarak değerlendirilir.

Rivayete göre bu sevginin nişanesi, Mihrimah Sultan’ın doğum günü olduğu söylenen 21 Mart ekinoksunda görülür: güneş Edirnekapı’daki caminin tek minaresinin arkasından batarken, eş zamanlı olarak Üsküdar’daki caminin minareleri arasından ay doğmaktadır. Halk arasında aktarılır ki, Edirnekapı’daki caminin tek minareli oluşu Mimar Sinan’ın yalnız ve vakur sevdasına bir telmihtir. Ancak bu yorum, dönemin saray protokolü ve değişen sultanlık statüsüyle ilgili yapısal açıklamanın yerini tutmaz. Rivayetin estetik gücü, yapının aurasını zenginleştiren bir katman olarak kalır; tarihsel bir hüküm olarak değil.

Efsanenin tarihi belgelerde bir karşılığı var mıdır?

Hayır. 16. yüzyıl Osmanlı tarihini aydınlatan hiçbir çağdaş el yazmasında, vakfiyede veya şahsi yazışmada Mimar Sinan’ın Mihrimah Sultan’a karşı platonik bir ilgi duyduğuna dair tek bir satıra rastlanmamıştır.

Mihrimah Sultan’ın bizzat düzenlettiği ve külliyenin işleyişini vaizlerin seçiminden buhurcunun niteliğine kadar belirleyen resmi vakfiyelerinde, mimarıyla arasında duygusal bir bağa telmih yapacak hiçbir ifade bulunmaz. Mimar Sinan’ın hayatını ve eserlerini arkadaşı Nakkaş Sai Mustafa Çelebi’ye yazdırdığı Tezkiretü’l-Bünyan ve Tezkiretü’l-Ebniye adlı hatıratlarda ise cami yalnızca mimari bir başarı ve sultanın bir hayır eseri olarak anılır. Ayrıca 16. yüzyıl sarayında haremin katı kuralları ve sosyal hiyerarşi, bir mimarın sultanın kızını görmesini veya onunla konuşmasını fiilen imkansız kılmaktadır. Kaynaklar bu imkansızlığı, böyle bir talebin sahibinin başının omuzları üzerinde kalamayacağı ifadesiyle vurgular.

Bu efsane ne zaman ve nasıl ortaya çıkmıştır?

Araştırmalar, anlatının köklerinin 16. yüzyıla değil 20. yüzyılın son çeyreğine dayandığını gösterir. İlk edebi imalar, Amerikalı yazar Arthur Stratton’un tarihli “Sinan” adlı biyografik romanında yer almıştır.

Efsanenin Türkiye’deki popülerliğinin asıl kaynağı ise yazar Mehmet Coral’ın yılında yayımlanan “Işıkla Yazılsın Sonsuz Adım” adlı romanıdır. Yazar, kurgusunun zamanla halk nezdinde tarihsel bir gerçeğe dönüştüğünü şu sözlerle itiraf etmiştir: “İçeri 232 tane pencere koymuş; günün bütün saatlerinde caminin içi ışıklarla yüzüyor. Kadın formunun taşlanmış halini yaratmış bir insanın içinde platonik bir aşk olduğuna inandım. Tamamen benim kurgum. Yahu ben icat ettim bunu, kurgu.” Bu itiraf, bir edebi kurgunun kolektif hafızaya nasıl yerleştiğini gösteren nadir belgelerden biridir.

Mihrimah Sultan’ın doğum günü gerçekten 21 Mart mıdır?

Hayır. Mihrimah Sultan’ın doğum gününün 21 Mart olduğu iddiası modern bir uydurmadır. Topkapı Sarayı arşivleri onun yılının Eylül ve Kasım ayları arasında doğduğunu kaydetmektedir.

Ekinoks anlatısının dayandığı tarih böylece temelsiz kalır. Astronomik hizalama meselesi de coğrafi bir sonuç olarak açıklanır: İstanbul’un doğu-batı aksındaki yüksek tepelerine inşa edilen herhangi iki anıtsal yapı arasında ekinoks tarihlerinde benzer ışık oyunlarının görülmesi olağandır. Mimar Sinan’ın matematiksel dehası bu ışığı ustaca kullanmıştır, ancak bunu bir aşk şifresi olarak kurguladığına dair veri yoktur. Kronoloji de kurguyu desteklemez: Mihrimah Sultan, Sadrazam Rüstem Paşa ile yılında henüz on yedi yaşındayken evlenmiştir; o tarihte Mimar Sinan yaklaşık elli yaşındadır ve evlidir. Edirnekapı camisinin inşasına başlandığında ise Mihrimah Sultan otuz dokuz kırk yaşlarında dul bir kadın, Mimar Sinan ise yaklaşık yetmiş üç yaşındadır.

Sonuç

Edirnekapı Mihrimah Sultan Camii, Mimar Sinan’ın tek kubbeli şemayı sınırlarına kadar zorladığı, taşıyıcı duvarı ışığa feda ederek klasik Osmanlı mimarisinin en cesur eşiğini geçtiği yapıdır; altıncı tepenin zirvesinde, fetih kapısının hemen yanında yükselen bu külliye, bir hanım sultanın vakfiyesiyle kurduğu şefkat düzenini, bir mimarın hendese ile ulaştığı nuru ve İstanbul’un batı ufkuna vurulmuş sessiz bir mührü aynı avluda buluşturarak, depremlerin, uzun kapalılıkların ve yüzyılların ardından bugün hala ziyaretçisini taşın ağırlığından arınmış bir aydınlıkla karşılamaya devam etmektedir.

Kaynakça

  • Ebru Eynallı, “Vakıfsever Bir Hanım Sultan: Mihrimah”, Vakıflar Genel Müdürlüğü yayını
  • Fatih Köse, “Arşiv Belgelerine Göre Edirnekapı Mihrimah Sultan Camii Tamirleri ve Onarımları”
  • Haluk Sesigür, Feridun Çılı, “Edirnekapı Mihrimah Sultan Camisinde Yapılan Onarım ve Güçlendirme Çalışmaları”
  • Murat Sav, “XIV. Bölgenin Arkeotopografik Özellikleri Dahilinde Mihrimah Sultan Külliyesi”
  • İsmail Önel, Ahmet Vefa Çobanoğlu, “Edirnekapı Mihrimah Sultan Camii ve Kalemişi Tezyinatı”
  • “Seismic Behavior of the Edirnekapı Mihrimah Sultan Mosque in Istanbul”, COMPDYN 2017
  • “1894 İstanbul Depreminden Etkilenen Edirnekapı Mihrimah Sultan Camii Hakkında Mimar Alexandre Vallaury’nin Raporu”

Edirnekapı Mihrimah Sultan Camii’nin Ziyaret ve Ulaşım Bilgileri

Edirnekapı Mihrimah Sultan Camii’nin ziyaret saatleri nelerdir?

Cami, haftanın her günü 05:00 ile 22:30 saatleri arasında ücretsiz olarak ziyaret edilebilir. Bu aralık, sabah namazı vaktinden yatsı namazı sonrasına kadar uzanan ibadet düzenini kapsar.

Yapı aktif bir ibadet mekanı olduğu için ziyaret planı namaz vakitleri gözetilerek yapılmalıdır. Özellikle Cuma namazı vaktinde ziyaretçilerin sessiz olması ve turistik gezilerini namaz saatlerinin dışına denk getirmesi önerilir. Caminin ışık kurgusunu deneyimlemek isteyen ziyaretçiler için gün ortası ve ikindi sonrası saatler, tambur pencerelerinden giren ışığın harimde en belirgin şekilde dolaştığı zaman dilimleridir. Avluda geçirilecek birkaç dakika, harime girmeden önce yapının ölçeğini ve tepedeki konumunu kavramak açısından değerlidir.

Edirnekapı Mihrimah Sultan Camii’ne toplu taşıma ile nasıl gidilir?

Metrobüsün Edirnekapı istasyonundan inip sur içine doğru beş dakika yürüyerek doğrudan caminin önüne varılabilir. T4 tramvay hattının Edirnekapı durağı da caminin hemen yakınındadır. M1A ve M1B metro hatları da kullanılabilir.

Metro ile gelmek isteyenler M1A Yenikapı – Atatürk Havalimanı veya M1B Yenikapı – Kirazlı hattına binerek Topkapı – Ulubatlı durağında inebilir; buradan yaklaşık on dakikalık bir yürüyüşle camiye ulaşılır. Tramvay tercih edilecekse T4 Topkapı – Mescid-i Selam hattının Edirnekapı durağı en yakın noktadır. Otobüsle gelenler Eminönü, Beyazıt, Mecidiyeköy veya Taksim yönünden gelen ve Edirnekapı durağından geçen İETT hatlarını kullanabilir. Metrobüs seçeneği, Fatih ve Eminönü yönüne doğru sur içinden yapılacak kısa yürüyüşle en doğrudan erişimi sunar; bu güzergah aynı zamanda ziyaretçiye kara surlarını yakından görme imkanı verir.

Edirnekapı Mihrimah Sultan Camii’ne özel araçla nasıl ulaşılır ve otopark durumu nedir?

Özel araçla gelmek için Fevzipaşa Caddesi üzerinden Edirnekapı Surları yönü takip edilmelidir. Caminin kendisine ait büyük bir ziyaretçi otoparkı bulunmamaktadır. Araçlar çevredeki uygun İSPARK alanlarına bırakılabilir.

Cami çevresindeki sokaklarda yer alan İSPARK alanları ilk tercih olarak değerlendirilebilir. Alternatif olarak biraz daha güneyde bulunan İSPARK Vatan Caddesi Açık Otoparkı veya Topkapı bölgesindeki İBB Fatih Arpaemini Katlı Otoparkı kullanılarak kısa bir yürüyüşle camiye geçilebilir. Yapının Fevzipaşa Caddesi ile kara surları arasındaki sıkışık konumu, çevrede geniş bir park alanı bulunmamasının başlıca sebebidir; nitekim aynı yol genişletme süreci külliyenin arasta dükkanlarının büyük bölümünü de ortadan kaldırmıştır. Yoğun saatlerde toplu taşıma, özel araca göre belirgin şekilde pratiktir.

Edirnekapı Mihrimah Sultan Camii’nin cemaat kapasitesi ne kadardır?

Caminin iç harim kısmı yaklaşık 1.200 kişilik namaz kapasitesine sahiptir. Avlu, yan mahfiller ve dış alanlar dahil edildiğinde toplam cemaat kapasitesi 2.000 kişiye kadar çıkmaktadır.

Harim alanı yaklaşık 500 metrekare, iç ve dış ibadet alanı toplamı ise 900 metrekaredir. Yedi kubbeli ve revaklı geniş ön avlu, Cuma, bayram ve teravih gibi yoğun zamanlarda cemaatin taşma alanı olarak işlev görür. Yan galerilerde yer alan mahfiller de kapasiteye katkı sağlar. Bu rakamlar, tek kubbeli şemanın bölünmemiş bir hacim üretmesi sayesinde mümkün olmuştur; mekanı parçalayan taşıyıcıların bulunmaması, saf düzeninin kesintisiz kurulmasına imkan verir. Böylece mimari tercih, doğrudan ibadet konforuna dönüşmektedir.

Sıkça Sorulan Sorular
Cami, İstanbul'un Fatih ilçesinde, Karagümrük Mahallesi'nde, Fevzipaşa Caddesi No:353 adresinde yer alır. Tarihi yarımadanın altıncı tepesinin zirvesinde, Edirnekapı'nın ve kara surlarının hemen içinde konumlanmıştır.
Cami haftanın her günü 05:00 ile 22:30 saatleri arasında ücretsiz olarak ziyaret edilebilir. Bu aralık sabah namazı vaktinden yatsı namazı sonrasına uzanır. Turistik gezilerin namaz saatleri dışına denk getirilmesi önerilir.
Metrobüsün Edirnekapı istasyonundan beş dakikalık yürüyüşle camiye varılır. T4 tramvay hattının Edirnekapı durağı da yakındır. M1A ve M1B metro hatlarında Topkapı - Ulubatlı durağı kullanılabilir.
Camiyi, Kanuni Sultan Süleyman ile Haseki Hürrem Sultan'ın tek kızı Mihrimah Sultan yaptırmıştır. Eşi Sadrazam Rüstem Paşa'dır. Bani, vakfiyesiyle külliyenin işleyişini en ince ayrıntısına kadar düzenlemiştir.
Caminin kesin inşa kitabesi günümüze ulaşmamıştır. Vakfiyeler ve el yazması belgeler ışığında inşaatın 1562-1563 yıllarında başladığı, 1565-1566 ya da en geç 1570 yılında tamamlandığı kabul edilmektedir.
Caminin mimarı Mimar Sinan'dır ve yapı onun ustalık evresine aittir. Geç dönem deprem onarımları ile minare yenilemeleri saray mimarları ve Vakıflar Genel Müdürlüğü denetimindeki restorasyon mimarlarınca yürütülmüştür.
Yaklaşık 20 metre çapındaki ana kubbe, fil ayakları denilen dört devasa çokgen paye üzerine oturan dört büyük kemer ve pandantifler tarafından taşınır. Köşelerdeki ağırlık kuleleri yatay itkiyi karşılar.
Araştırmalarda harim bölümünde 161 pencere kayıtlıdır. Bazı araştırmacılar toplam ışık kaynağı sayısının yaklaşık 200'e ulaştığını belirtir. Kubbe kasnağında ışığı 360 derece döndüren 24 pencere yer alır.
Cami ilk inşasında da tek minareli tasarlanmıştır. Kaynaklar bu tercihi saray protokolüne bağlar; birden fazla minare hükümran padişahlara mahsustur. Bölgenin zorlu topografyası da bu sınırlamada rol oynamıştır.
Ana kubbenin göbeğinde Nur Suresi'nin 35. ayeti yazılıdır: "Allah göklerin ve yerin nurudur." Yazının pencerelerden gelen ışığın tam merkezinde konumlanması, aydınlığın kaynağını ilahi olana bağlar.
Çini yokluğu kasıtlı bir tasarım tercihidir. Kaynaklara göre Mimar Sinan, dikkati desenlerin karmaşasına değil ışığın taş üzerindeki saf oyununa çekmek istemiştir. Sade yüzey ışığı parçalamak yerine yansıtır.
Külliye; cami, medrese, çifte hamam, sıbyan mektebi, arasta olarak bilinen dükkan sırası, çeşme ve türbelerden oluşur. Yapılar iki teras üzerine kurulmuştur. Üst terasta cami ve medrese, alt terasta arasta yer alır.
Hayır. Mihrimah Sultan, babası Kanuni Sultan Süleyman'ın yanına Süleymaniye'ye defnedilmiştir. Buradaki türbe damat Güzel Semiz Ahmed Paşa ile Ayşe Hümaşah Sultan'ın ailesine aittir.
Depremde minarenin narteks çatısı üzerine yıkılması ve müezzinin vefatı üzerine cami ibadete kapatılmıştır. Yapı 1894'ten 1956'ya kadar 62 yıl boyunca harabe halde kapalı kalmıştır.
Caminin iç harim kısmı yaklaşık 1.200 kişilik namaz kapasitesine sahiptir. Avlu, yan mahfiller ve dış alanlar dahil edildiğinde toplam cemaat kapasitesi 2.000 kişiye kadar çıkmaktadır.

Mihrimah Sultan Camii Restorasyonunun Teknik Kanıtları (Edirnekapı)

Kanıt 1: Ana Kubbedeki Paslanmaz Çelik Çekme Çemberi

İddia: 2007-2010 restorasyonunda ana kubbedeki radyal çatlakların ilerlemesini durdurmak amacıyla kubbe eteğine 10 x 300 milimetre enkesitli, paslanmaz AISI 316 kalite çelikten mamul bir çekme çemberi yerleştirilmiştir.

Kaynak: Dr. Haluk Sesigür, Prof. Dr. Feridun Çılı, "Edirnekapı Mihrimah Sultan Camisinde Yapılan Onarım ve Güçlendirme Çalışmaları"; Vakıflar Genel Müdürlüğü restorasyon kayıtları.

Metot: Restorasyon uygulama raporlarındaki güçlendirme detayları ve malzeme kalite sınıfı bilgileri incelenmiş; ANSYS ve SAP2000 yazılımlarıyla kurulan üç boyutlu sonlu elemanlar modelinin analiz sonuçlarıyla karşılaştırılmıştır.

Kanıt 2: Ana Kemerlerde Od Taşı Kullanımının Tespiti

İddia: 2007 restorasyonunda çimento sıvalar raspalandığında, harim bölümü kubbesini taşıyan ana kemerlerin üst bölümlerinde ısıya ve basınca dayanıklı, dasitik-riyolitik tüf niteliğindeki koyu renkli od taşının kullanıldığı keşfedilmiştir.

Kaynak: "Edirnekapı Mihrimah Sultan Camisinde Onarım Çalışmaları"; Vakıflar Genel Müdürlüğü restorasyon dosyası malzeme analiz raporları.

Metot: Restorasyon sırasında yüzey raspası sonrası yerinde tespit yapılmış; kalsinasyon, petrografi ve stereo mikroskop yöntemleriyle yürütülen harç, sıva ve taş analizleriyle malzeme türü doğrulanmıştır.

Önceki sayfa
Laleli Camii Fotoğraf Galerisi
Sonraki sayfa
Mihrimah Sultan Camii , Edirnekapı Fotoğraf Galerisi
keyboard_arrow_up