folder_openÜsküdar, Camiler, Selatin Camileri, Tarihi Camiler

Ayazma Camii

Üsküdar’ın Salacak sırtlarında, Bizans’ın kutsal su kültünden adını devralarak yükselen Osmanlı Barok şaheseri. Sultan III. Mustafa Han’ın annesine armağan ettiği taştan bir vefa abidesi.

 

Üsküdar’ın Salacak sırtlarında, Marmara ile Boğaz’ın birleştiği ufka nazır bir tepede yükselen Ayazma Camii, adını üzerinde yükseldiği toprakların kadim su kültünden alan ender selatin yapılarından biridir. Cami, Sultan III. Mustafa Han tarafından annesi Mihrişah Emine Sultan ile ağabeyi Şehzade Süleyman‘ın ruhlarına hibe edilmek üzere inşa ettirilmiştir. Yapının mimari sorumluluğunu dönemin Mimarbaşısı Mehmed Tahir Ağa üstlenmiş, inşaat yılında başlayarak ‘de ibadete açılmıştır. Kırmızı somaki mihrabı, matkapla oyulmuş minberi ve kesme küfeki cepheleriyle yapı, Osmanlı Barok üslubunun en cesur sentezlerinden birini temsil eder.

Tarihsel Bağlam ve Vakıf Süreci

Ayazma Camii adını nereden almaktadır?

Cami, adını Yunanca “kutsal yer” manasındaki hagiasma kelimesinden gelen ayazma kavramından ve bu topraklarda bulunan Ayazma Sarayı ile bahçesinden almıştır. Bölge yüzyıllarca kutsal su kaynağıyla anılmıştır.

Semavi Eyice’nin TDV İslam Ansiklopedisi’nde kaleme aldığı ayazma maddesinde belirtildiği üzere, ayazmalar Ortodoks geleneğinde bir aziz veya azizenin manevi koruyuculuğuna bırakılan, şifalı sayılan su kaynaklarıdır. İstanbul’un her köşesinde birer kült merkezi oluşturan bu sular, şehrin dinî coğrafyasını sessizce şekillendirmiştir. Bölgeye ismini veren asıl ayazma, bugün Mehmed Paşa Değirmeni Sokağı ile Tulumbacılar Sokağı’nın kesiştiği noktada, bir apartman bahçesi içinde, kesme taş ve tuğla hatıllı bir mahzenin derinliğinde varlığını sürdürmektedir. Böylece bu tepe, suyun kutsandığı bir katmanın üzerine tevhidin mabedinin kurulduğu ender mekânlardan biri hâline gelmiştir.

Ayazma Camii’nin bulunduğu arazide daha önce hangi yapılar vardı?

Bu topraklarda önce Bizans imparatorlarının hava değişimi için kullandığı yazlık bir saray, ardından Osmanlı döneminde Ayazma Bahçesi olarak anılan bir hasbahçe ve Ayazma Sarayı bulunuyordu.

Doç. Dr. Murat Yıldız’ın Üsküdar Ayazma Mahallesi’ndeki yapı-mekân ilişkisini inceleyen çalışmasında aktarıldığı üzere, arazi Osmanlı döneminde Kanuni Sultan Süleyman’ın kızı Mihrimah Sultan ile eşi Sadrazam Rüstem Paşa ailesinin mülkiyetine geçmiştir. Bahçe, arşiv kayıtlarında “bağça-i Rüstem Paşa eş-şehr Ayazma” ifadesiyle anılır ve Rüstem Paşa Bahçesi adıyla da bilinir. 1740’lı yıllarda İran elçisinin ağırlanabileceği kadar bakımlı olan Ayazma Sarayı, 18. yüzyılın ortalarına doğru harap düşmüştür. Sultan III. Mustafa Han, bu köhnemiş saray arazisini bir hayır sitesine dönüştürerek mekânın hafızasını dünyevi ikametten ebedi ibadete taşımıştır.

Ayazma Camii’ni kim, kimin adına yaptırmıştır?

Camiyi Sultan III. Mustafa Han, annesi Mihrişah Emine Sultan ve ağabeyi Şehzade Süleyman’ın ruhlarını şad etmek amacıyla yaptırmıştır. Yapı bir vefa nişanesi olarak tasarlanmıştır.

Cümle kapısı üzerindeki kitabede belirtildiği üzere padişah, bu mübarek camiyi yalnızca Allah rızası için inşa ettirmiş ve valide-i muhteremeleri Mihrişah Emine Hatun ile Şehzade Sultan Süleyman’ın ruhlarına hibe buyurmuştur. Bu hibe kaydı, yapının kudret gösterisinden ziyade bir hürmet ve minnet abidesi olarak kurgulandığını gösterir. Aynı vefa duygusu haziredeki tercihlerde de sürer; padişah kendi süt annesini, dadılarını ve yakın çevresindeki sadık hizmetkârları bu mabedin gölgesinde toplamıştır. Ayazma Camii bu yönüyle bir hanedan yapısı olduğu kadar, bir evladın annesine yönelttiği taştan bir duadır.

Ayazma Camii’nin inşası ne zaman başlamış ve ne zaman ibadete açılmıştır?

İnşaat 29 Mart 1758 tarihinde başlamış, iki yıl beş ay sürmüş ve Ocak 1761’de bir Cuma günü düzenlenen görkemli bir törenle ibadete açılmıştır.

Topkapı Sarayı Arşivi’ndeki 1137 numaralı inşaat defterinde kayıtlı olduğu üzere yapıya (19 Receb 1171) tarihinde başlanmıştır. Açılış merasimi (Cemâziyelevvel 1174) tarihinde gerçekleşmiş; törene Sadrazam Râgıb Paşa ile Şeyhülislâm Veliyyüddin Efendi katılmıştır. Devletin mülki ve ilmî zirvesini aynı avluda buluşturan bu merasim, yapının selatin kimliğini ilk gününden itibaren tescillemiştir. Aynı defter kayıtlarına göre inşaat için toplamda 506.095 kuruş 49 akça harcanmıştır; bu rakam, mütevazı görünümlü tepenin üzerine ne kadar büyük bir mali irade yatırıldığını gösterir.

Ayazma Camii’nin mimarı ve bina emini kimlerdir?

Yapının mimarı dönemin Mimarbaşısı Mehmed Tahir Ağa’dır. İnşaatın idari ve mali sorumluluğunu üstlenen bina emini ise Gümrük Emini İshak Ağa’dır.

TDV İslam Ansiklopedisi maddesinde kaydedildiği üzere Mimarbaşı Mehmed Tahir Ağa, 18. yüzyıl ortasında klasik Osmanlı şemasını Avrupa barok üslubuyla harmanlayan mimar kuşağının önde gelen ismidir. Ayazma Camii, onun elinde geleneksel kubbe-mekân kurgusunu terk etmeden cephe ve tezyinat dilini yenileyen bir laboratuvara dönüşmüştür. İnşaatın idari kanadında yer alan Gümrük Emini İshak Ağa ise Beykoz’daki meşhur çeşmesiyle de tanınan bir devlet adamıdır. Bina emininin bu ölçekte tanınmış bir isim olması, projenin saray nezdindeki önceliğini ve mali disiplinini açıkça ortaya koyar.

Mimari Analiz ve Yapısal Özellikler

Ayazma Camii hangi mimari üslupta inşa edilmiştir?

Ayazma Camii, klasik Osmanlı plan şemasının Avrupa barok üslubuyla buluştuğu ilk ve en cesur sentezlerden biridir. Kıvrımlı cepheleri ve zengin mermer tezyinatı Batı etkisini yansıtır.

Semavi Eyice’nin TDV İslam Ansiklopedisi maddesinde ortaya konduğu üzere yapı, tek kubbeli klasik harim kurgusunu korurken süsleme dilini bütünüyle yenilemiştir. Büyük pencereler, kıvrımlı hatlar ve mermer işçiliğindeki hareketlilik, mekâna klasik dönemin ağırbaşlı sükûnetinden farklı, hareketli ve gösterişli bir ritim kazandırır. Bu üslup tercihi bir taklit değil, imparatorluğun kendi mimari dilini yeni bir estetik rüzgârla sınadığı bilinçli bir arayıştır. Ziyaretçi, avludan harime adım attığında hem bildiği kubbenin altında olduğunu hisseder hem de gözünün alıştığı motiflerin yerini kıvrımlı bir zarafete bıraktığını fark eder.

Ayazma Camii’nin ölçüleri ve pencere sayısı nedir?

Şem’danizâde Süleyman Efendi’nin kaydına göre yapının uzunluğu 24 zirâ, genişliği 17,5 zirâ, yüksekliği 35 zirâdır. Pencere sayısı toplamda 99 olarak zikredilir.

Şem’danizâde Süleyman Efendi’nin tarihinde kaydedildiği üzere caminin tûlü 24 zirâ, yani yaklaşık 18-20 metredir; arzı 17,5 zirâ, yüksekliği ise 35 zirâdır. Minare alemine kadar 67 zirâ olarak ölçülmüştür. Pencere sayısı konusunda kaynaklar arasında farklılık bulunur: toplam sayı bazı kayıtlarda 99, bazılarında 86, bazılarında ise elliden fazla olarak geçer. Bu sayısal çokluk yalnızca teknik bir veri değildir; her pencere, ilahi aydınlığın harime süzüldüğü ayrı bir menfezdir. Işığın parlatılmış mermer ve kırmızı somaki üzerinde kırılması, mekâna gün boyunca değişen bir nur dokusu kazandırır.

Ayazma Camii’nin kubbesi nasıl bir taşıyıcı sisteme oturmaktadır?

Merkezi kubbe, köşe trompları yardımıyla dört büyük kemer üzerine oturtulmuştur. Kemerlerin bitiş noktalarına küp biçiminde ağırlık kuleleri yerleştirilmiş, kasnağa 16 pencere açılmıştır.

Kültür Envanteri kaydında da vurgulandığı gibi kubbe, dört taşıyıcı payandaya ve bunların taşıdığı dört büyük kemere oturur; köşelerdeki tromplar kareden daireye geçişi sağlar. Kemer uçlarındaki küp biçimli ağırlık kuleleri, yanal itkiyi dengeleyen sessiz mühendislik unsurlarıdır. Kasnaktaki 16 pencere ise kubbeyi âdeta yerden koparıp ışıktan bir halka üzerinde asılı bırakır. Kubbe, İslam mimarisinde göğün ve birliğin sembolüdür; Ayazma’da bu sembol, tabanı tamamen mermerle döşeli kare bir hacmin üzerinde, yerin sağlamlığı ile göğün sonsuzluğunu tek bir nefeste birleştirir.

Ayazma Camii hangi taştan inşa edilmiştir ve neden heybetli görünür?

Cami tamamen kesme Bakırköy küfeki taşından inşa edilmiştir. Normal ölçüleri aşan yüksekliği ve meyilli arazi üzerindeki konumu, yapıya alışılmışın dışında heybetli bir siluet kazandırır.

Kaynaklarda yapının bütünüyle kesme Bakırköy küfekisinden örüldüğü belirtilir; bu taş, işlenmeye elverişli yapısıyla barok cephenin kıvrımlı hatlarına imkân tanımıştır. Cami, üç kapılı bir avludan merdivenle çıkılarak ulaşılan yüksek bir platform üzerinde yükselir. Eğimli arazi, yapının kütlesini olduğundan daha yukarıda konumlandırır ve Marmara’dan bakan göze anıtsal bir silüet sunar. Bu yükseliş tesadüfi değildir; mabet, şehrin gündelik hayatının üzerinde durarak ziyaretçiyi avluya çıkarken fiziksel olarak da bir yükselme deneyimine davet eder.

Ayazma Camii’nin mihrabı hangi malzemeden yapılmıştır?

Mihrabın esas nişi, nadide bir taş olan kırmızı somaki yani porfir ile kaplanmıştır. Nişin iki yanında bordo renkli mermer sütunlar ve kabartmalar yer alır.

İstanbul Ansiklopedisi’ndeki Ayazma Camii maddesinde tarif edildiği üzere mihrap, taç biçiminde bir forma sahiptir ve iki yanı mermer kabartma sütunlarla sınırlandırılmıştır. Nişin üzerindeki yarım kubbe renkli taş kakmalarla bezenmiş, genel görünüm bol miktarda altın yaldızla tezyin edilmiştir. Mihrabın alnında Hattat Seyyid Mustafa Ağa’nın elinden çıkan mihrap ayeti bulunur: “Lâilâhe illallâh ve küllemâ dehale aleyhâ zekeriyel mihrab.” Siyah zemin üzerine altın yaldızla işlenen bu yazı, somakinin derin kırmızılığıyla birleşerek huşu dolu bir atmosfer kurar. Porfir tarihsel olarak imparatorluk taşı sayılır; Bizans’ın kutsal sularıyla yüklü bu tepede mihrabın merkezine yerleştirilmesi, mekânın kadim katmanlarının Osmanlı kimliğiyle yeniden harmanlanmasını simgeler.

Ayazma Camii’nin minberi neden taş işçiliğinin şaheseri sayılır?

Minber, oymalı renkli mermerlerin tamamen matkapla işlenmesiyle üretilmiştir. Taşların arasına siyah oltu taşı ve renkli kakma taşlar yerleştirilerek görsel bir zenginlik elde edilmiştir.

İstanbul Ansiklopedisi kaydına göre minber, şekil ve nispetleri itibarıyla klasik minberlere benzese de yanlıklarındaki süsleme bütünüyle Batı etkisi altındadır. Klasik geometrik motifler ve rumi oymalar yerine zengin işlenmiş rokoko oyma müselles yanlıklar ile korkuluklar tercih edilmiştir. Üçgen yanlığın tam ortasındaki kabartma çivi başı motifi, taş oymacılığının en nefis örneklerinden biri olarak zikredilir. Merdivenlerin üzerinde incecik pembe ve renkli mermer sütunlar minber köşkünü taşır; köşkün üzerinde som yaldızlı, oldukça uzun bir külah ve alem yükselir. Bu külah, caminin derin kubbesine doğru uzanarak mekânın dikey etkisini pekiştirir ve gözü yeryüzünden semaya doğru çeker.

Ayazma Camii’nin hünkâr mahfili nerede yer alır ve nasıl bezenmiştir?

Hünkâr mahfili caminin sol yani batı tarafında, yedi yuvarlak ve bir kalın dört köşe mermer sütun üzerinde yükselir. Duvarları ithal İtalyan çinileriyle bezenmiştir.

TDV İslam Ansiklopedisi maddesinde belirtildiği üzere mahfilin yan duvarları, klasik camilerde alışıldık olan İznik veya Kütahya üretimi yerli çiniler yerine ithal İtalyan çinileriyle kaplanmıştır. Kaynaklar bu nadide çinilerin mavi ve beyaz renklerin hâkimiyetinde olduğunu kaydeder. Mahfilin tavan ve duvarlarında altın yaldızlı bezemeler, tahta oymalar ve tuğlar yer alır; çinili duvarın bir köşesinde ise mermer işçiliğinin zarif bir örneği olan oyma bir kavukluk bulunur. Ne yazık ki bu tezyinat zamana tam anlamıyla direnememiştir. Kayıtlarda çinilerin önemli bir kısmının yok olduğu, 20. yüzyılın ortalarına doğru geçit ve mahfil kısımlarının hazin bir harabe görüntüsünde bulunduğu üzülerek not edilmiştir. Günümüze ulaşan sınırlı parçalar, mahfilin bir zamanlar ne kadar zengin bir kaplamaya sahip olduğunun sessiz tanıklarıdır.

Ayazma Camii’nde hangi hattatların eserleri bulunmaktadır?

Camide Hattat Seyyid Abdullah ve Hattat Seyyid Mustafa’nın yazıları yer alır. Cümle kapısı kitabeleri Şeyhülislâm Veliyyüddin Efendi ile Sadrazam Râgıb Mehmed Paşa’ya aittir.

Cümle kapısı üstündeki beş satırlık nesir kitabe Şeyhülislâm Veliyyüddin Efendi’ye, altındaki manzum tarih ise Sadrazam Râgıb Mehmed Paşa’ya aittir. Kapı üstü yazılarını Hattat Seyyid Abdullah, alçı revzen pencerelerdeki nefis yazıları ise Hattat Seyyid Mustafa kaleme almıştır. Kubbe göbeğinde Çâryâr-ı Güzîn isimleri, vitray pencerelerde ise Esmaü’l-Hüsna yazılıdır. Harimde ayrıca Sultan III. Ahmed Han’ın kendi elinden çıkmış “İnnehü semi’üddua” levhası teberrüken asılıdır. Böylece mekân, taşın ve ışığın diliyle söylediğini yazının diliyle de tekrarlar; ziyaretçi başını kaldırdığı her yönde bir isim, bir dua ve bir hatırlatma bulur.

Ayazma Camii’nin kandilliğinde devekuşu yumurtaları neden asılıydı?

Vaktiyle caminin büyük kandilliğine, örümcek tutmasını engellemek amacıyla yüzlerce devekuşu yumurtası asılmıştır. Bu uygulama mekâna aynı zamanda mistik bir hava katmaktaydı.

Kaynaklarda kaydedildiği üzere devekuşu yumurtası, Osmanlı cami geleneğinde hem pratik hem estetik bir işlev taşır. Kabuğun yapısı örümceklerin ağ kurmasını caydırır; bu sayede kandillerin ve zincirlerin temiz kalması sağlanır. Ancak yüzlerce yumurtanın kandillik boyunca dizilmesi, gündelik bir bakım tedbirini görsel bir ritme dönüştürmüştür. Kandil ışığı bu beyaz kürelerin üzerinde yumuşayarak dağılmış, harimin üst boşluğunda yeryüzüne asılmış bir yıldız kümesi izlenimi bırakmıştır. Ayazma Camii’nin ışık kurgusu, bu ayrıntıyla birlikte hem işlevsel hem manevi bir bütünlük kazanır.

Kuş Evleri ve Merhamet Mimarisi

Ayazma Camii’nin kuş evleri nerede bulunur ve nasıl bir forma sahiptir?

Kuş evleri caminin güney cephesinde, konsollar üzerine bindirilmiş biçimde yer alır. Bu taş oyma yuvalar, tam bir Türk köşkünün minyatür modeli biçiminde tasarlanmıştır.

TDV İslam Ansiklopedisi’nin Ayazma Camii maddesinde belirtildiği üzere güney cephedeki kuş evi, Sultan III. Mustafa Han Türbesi’ndeki örnekle aynı geleneğin ürünüdür. Cepheye konsollarla bindirilen bu minyatür köşkler, cumbaları ve saçaklarıyla dönemin sivil mimarisini taşa küçültülmüş ölçekte aktarır. Yapı, kaynaklarda estetik taş kuş evleriyle meşhur camiler arasında sayılır. Ziyaretçi cepheye yaklaştığında, anıtsal küfeki yüzeyin ortasında beklenmedik bir incelikle karşılaşır; bu ölçek değişimi, mimarın merhameti bir süsleme unsuru olarak değil, cephenin gerçek bir mimari programı olarak kurguladığını gösterir.

Osmanlı mimarisinde kuş evleri neyi simgeler?

Kuş evleri, mabedin yalnızca insanlara değil tüm canlılara açık bir sığınak olduğunun nişanesidir. Osmanlı estetiğinin en naif dışavurumlarından biri kabul edilir.

Bu küçük yuvalar, ibadet mekânının çeperini bir eşik değil bir davet olarak tanımlar. İnsanın secde ettiği duvarın dış yüzü, kanatlı misafirlere barınak sunar; böylece mabet, kubbesinin altına aldığı cemaatle sınırlı kalmayan bir koruma alanı hâline gelir. Ayazma Camii’nde bu anlayış, mihrabın imparatorluk taşıyla kurduğu görkemli dille yan yana durur ve ilginç bir denge üretir: içeride kudretin vakarı, dışarıda merhametin sessizliği. Şehir anlatısı açısından bakıldığında kuş evleri, Osmanlı mimarisinin ölçeği büyütürken inceliği kaybetmeyi reddettiğinin en somut kanıtlarıdır.

Külliye Sistemi ve Sosyal İşlev

Ayazma Camii Külliyesi hangi birimlerden oluşuyordu?

Ayazma Camii bir imaret manzumesi olarak tasarlanmıştır. Külliye; sıbyan mektebi, hamam, çarşı ve üretim atölyeleri ile muvakkithane ve güneş saati birimlerini kapsıyordu.

Doç. Dr. Murat Yıldız’ın Ayazma Mahallesi üzerine yaptığı yapı-mekân incelemesinde ortaya konduğu üzere külliye, mabedi merkeze alan eksiksiz bir sosyal ekosistem olarak kurgulanmıştır. Eğitim için sıbyan mektebi, temizlik ve gelir için hamam, iktisadi süreklilik için çarşı ve atölyeler, vaktin tayini için muvakkithane birimi aynı program içinde yer alır. Bu birimlerin bir kısmı zamanla yıkılmış veya okul bahçesine dâhil edilmiştir. Külliye ve dış avlu alanlarıyla birlikte yapı, yaklaşık 1.500 metrekarelik merdivenli ve eğimli bir platform üzerine kuruludur; iç harim alanı ise yaklaşık 200 metrekaredir.

Ayazma Sıbyan Mektebi’ne ne olmuştur?

Başlangıçta tek sınıflı olan sıbyan mektebi, 1914 yılında Müdafaa-i Milliye Cemiyeti’nin desteğiyle üç katlı olarak yeniden inşa edilmiştir. Yapı bugün Şemsipaşa İlköğretim Okulu olarak hizmet vermektedir.

Sıbyan mektebi, klasik Osmanlı külliye programının en küçük ama en kalıcı halkasıdır. Ayazma’daki mektep, yılındaki yeniden inşayla tek sınıflı mütevazı yapıdan üç katlı bir eğitim binasına dönüşmüştür. Bu dönüşüm, imparatorluğun son yıllarında bile vakıf yapılarının kamusal işlevlerini sürdürme çabasını gösterir. Külliyenin diğer birimleri harap olurken mektebin ayakta kalması ve bugün hâlâ öğrenci ağırlaması, Ayazma vakfının en somut mirasıdır. Sultan III. Mustafa Han’ın kurduğu hayır sitesi, iki buçuk asır sonra dahi çocuk sesleriyle işlemeye devam etmektedir.

Ayazma Hamamı günümüze ulaşmış mıdır?

Ayazma Hamamı, külliyeye gelir sağlamak amacıyla programa dâhil edilmiştir. Ancak 1915-1916 yıllarında sefalet sebebiyle kapanmış, sonradan şahıs mülkiyetine geçerek harabeye dönmüştür.

Vakıf iktisadında hamamlar, camiye ve mektebe sürekli gelir üreten akar yapılardır. Ayazma Hamamı da bu mantıkla, mabedin masraflarını karşılamak üzere külliyeye eklenmiştir. Birinci Dünya Savaşı yıllarının yoksulluğu bu döngüyü kırmış, hamam işletilemez hâle gelerek kapanmıştır. Mülkiyetin şahıslara geçmesiyle birlikte yapı vakıf bütünlüğünden koparak harabeye dönüşmüştür. Bu kayıp, bir külliyenin yalnızca ibadet mekânından ibaret olmadığını, gelir üreten birimleri düştüğünde bütün sistemin sarsıldığını gösteren tipik bir örnektir.

Ayazma Çarşısı’nda hangi üretim yapılırdı?

Camiyle beraber 40 adet yastık dokuma iş yeri, bir lonca odası ve bir ipek bükücü atölyesi inşa edilmiştir. Burada meşhur Üsküdar çatması ile has yazmalar üretilirdi.

Külliyenin iktisadi kanadı, Üsküdar’ın dokuma geleneğiyle doğrudan ilişkilidir. Kırk dokuma tezgâhının, bir lonca odasının ve ipek bükücü atölyesinin aynı program içinde yer alması, buranın bir çarşıdan öte örgütlü bir üretim mahallesi olduğunu gösterir. Üsküdar çatması, dönemin en kıymetli kumaşları arasında sayılır; has yazmalar ise şehrin gündelik zarafetini besleyen ürünlerdir. Böylece mabet, tepenin üzerinde yalnızca ruhani bir merkez değil, mahallenin ekmeğini üreten bir çekirdek olmuştur. Ayazma’da ezan sesi ile tezgâh sesi yüzyıllarca aynı avlunun etrafında yankılanmıştır.

Zaman Ölçümü ve Astronomik Miras

Ayazma Camii’nin güneş saati nerededir ve kim tarafından yapılmıştır?

Güneş saati, caminin sağ yani güney-batı duvarının dış köşesinde yer alır. Kaynaklara göre saatin müellifi Yenicami Muvakkiti Derviş Yahya Efendi’dir ve 1763 yılında tamamlanmıştır.

Kültür Envanteri kaydında ve konuyla ilgili incelemelerde belirtildiği üzere bu saat, basita olarak da adlandırılan dikey yani şakuli astronomik güneş saati tipindedir. Taş cephe üzerine doğrudan kazınarak işlenmiştir ve güneş ışığını en verimli alacağı noktaya yerleştirilmiştir. İşlevi, günlük namaz vakitlerinin özellikle öğle ve ikindinin hassas biçimde tayin edilmesidir. Saatin üzerinde tarih rakamı bulunmadığını not düşen kaynaklar olsa da, genel kabul yapımın 1763 (H. 1177) yılında tamamlandığı yönündedir. Müellif konusunda kayıtlar tam olarak birleşmez: bazı arşiv notlarında saatin, devrin seçkin muvakkitlerinden Şeyh Abdullah Efendi’nin eseri olduğu zikredilir. Bu çeşitlilik, yapımda birden fazla uzmanın iş birliği yapmış olabileceğine ya da farklı zamanlarda müdahaleler bulunduğuna işaret eder.

Ayazma Camii’nin içindeki ayaklı saat kime aittir?

Caminin güney duvarı önünde büyük bir ayaklı salon saati bulunur. Üzerindeki pirinç plaka, saatin Derviş Yahya Efendi’nin talebesi Esseyid Mustafa tarafından 1800 yılında yapıldığını belgeler.

Saatin üzerindeki pirinç plakada “Amele Esseyid Mustafa min talâmizi Derviş Yahya 1215” ifadesi yer alır; hicri 1215 miladi yılına karşılık gelir. Bu kısa kayıt, Osmanlı zaman ölçüm geleneğindeki usta-talebe silsilesini tek bir cümlede görünür kılar. Derviş Yahya Efendi burada yalnızca bir alet yapımcısı değil, ekol kuran bir usta olarak karşımıza çıkar. Onun cepheye kazıdığı bilim, kırk yıl sonra öğrencisi vasıtasıyla harimin içine bir hediye olarak geri döner. Böylece Ayazma Camii, dışarıda güneşin gölgesiyle, içeride çarkların tıkırtısıyla vakti iki ayrı dille söyleyen nadir yapılardan biri hâline gelir.

Ayazma Camii’nde vakit ilmi neden bu kadar öne çıkmıştır?

Osmanlı’da namaz vakitlerinin tayini ilm-i mikat adı verilen müstakil bir bilim dalıydı. Ayazma Camii, hem cephe saati hem iç mekân saati hem de muvakkitleriyle bu geleneği bütünüyle temsil eder.

Vakit, İslam ibadet hayatının omurgasıdır; bu sebeple büyük camiler birer astronomik ölçüm istasyonu gibi çalışmıştır. Ayazma Camii’nde bu işlev üç katmanda görünür: cephedeki basita, harimdeki ayaklı saat ve caminin kendi muvakkitleri. Haziresinde metfun bulunan Muvakkit Mehmet Said Efendi (ö. 1767), caminin zamanını tayin eden ilk muvakkitlerden biridir. Güneşin her hareketi cephedeki taş çizgiler üzerinde bir gölge oyununa dönüşerek vakti haber verirken, ibadet edene kâinatın işleyişi ile mabedin nizamı arasındaki uyum hissettirilir. Bu, mimarinin gökyüzüyle kurduğu sessiz ve sürekli bir sözleşmedir.

Hazire: Osmanlı Bürokrasisinin Taşlaşmış Biyografisi

Ayazma Camii haziresi nerede yer alır ve kaç mezar barındırır?

Hazire, caminin mihrap duvarı önündeki yüksekçe bir sedde üzerinde yer alır. Toplam 43 mezarı barındıran bu alan, 18. ve 19. yüzyıl saray hiyerarşisinin taş üzerinden okunabildiği bir alandır.

İstanbul Ansiklopedisi’nde Reşad Ekrem Koçu ve Ekrem Hakkı Ayverdi’nin notlarına göre bu hazire, açık hava biyografi müzesi niteliğindedir. Mihrap duvarının hemen önündeki konumu tesadüfi değildir; kıbleye en yakın nokta, Osmanlı defin geleneğinde en makbul mevkidir. Burada banisi Sultan III. Mustafa Han’ın en yakın halkasındaki devlet ricalinden haremin güçlü kadınlarına, usta hattatlardan şairlere kadar geniş bir rütbe yelpazesi metfundur. Şahideler, barok döneminin taş oymacılığı estetiğini günümüze taşıyan birer belge işlevi görür. Ziyaretçi bu seddede yürürken yalnızca bir mezarlıkta değil, bir imparatorluk kadrosunun dizilmiş kayıt defterinde dolaşır.

Ayazma Camii haziresinde hangi saray ricali metfundur?

Hazirede Darüssaade Ağası Mercan Ağa, Babüssaade Ağası Seyyid Abdullah Ağa, Hazin-i Şehriyari Süleyman Ağa ve Enderun mensubu pek çok üst düzey saray görevlisi metfundur.

Kaynaklarda kaydedildiği üzere Harem-i Hümâyun’un en yüksek mülki amiri olan Darüssaade Ağası Mercan Ağa (ö. 1772), padişahın en güvendiği isimlerdendi. Saray kapısının muhafızı Babüssaade Ağası Seyyid Abdullah Ağa (ö. 1778) ile aynı rütbeden Hacı Ali Ağa (ö. 1794) da buradadır. Mali bürokrasiyi Hazin-i Şehriyari Süleyman Ağa (ö. 1770) ve Hazine-i Hümâyun görevlisi Malcı Sivaslı Mehmet Ağa (ö. 1801) temsil eder. Enderun-ı Hümâyun mensupları arasında Dülbend Ağası Abdullah Ağa (ö. 1775), Musahib-i Şehriyari Küçük Mehmet Ağa (ö. 1770), Abdurrahman Ağa (ö. 1791) ve Sultan III. Selim Han’ın musahibi Bektaş Ağa (ö. 1789) sayılır. Askeri ve mülki erkândan Hassa Odabaşı Abdullah Ağa (ö. 1787), Ser Lala-yı Hazret-i Şehriyari Süleyman Ağa (ö. 1794), Hassa Ağalarından Ali Bey (ö. 1787) ve Damatzade Ali Bey (ö. 1808) de hazirenin sakinleridir.

Haziredeki Silâhdar ve Çuhadar kavuklarının özellikleri nelerdir?

Silâhdar Mehmed Ağa (ö. 1766) ve Çuhadar Ağası Mustafa Ağa’nın (ö. 1782) mezar taşlarındaki kavuklar, cidden nefis birer taş oymacılığı eseri olarak nitelendirilir. Taş, mermer kadar yumuşak bir edayla işlenmiştir.

İstanbul Ansiklopedisi’nde bu iki başlık, Osmanlı mezar taşı sanatının zirve dönemlerinden birini yansıtan nadide örnekler olarak tanımlanır. Kavuk yalnızca bir rütbe göstergesi değildir; ölenin sarayda tuttuğu makamı, kimliğini ve protokoldeki yerini ebediyete taşıyan görsel bir imzadır. Caminin iç mekânındaki matkapla oyulmuş somaki ve mermer işçiliğinin ihtişamı, dışarıdaki hazirede bu kavukların zarafetiyle yankı bulur. Bu süreklilik, barok ve rokoko estetiğinin yapının en mahrem köşesine kadar nüfuz ettiğini gösterir. Hazire ayrıca Vaka-i Hayriye sonrasına ait ya da eski Yeniçeri ocağına mensup kişilere mahsus özel Yeniçeri başlıklı taşları da barındırır; bu yönüyle Osmanlı askeri ve idari kıyafet tarihinin taşlaşmış bir müzesine dönüşür.

Ayazma Camii haziresinde hangi saraylı hanımlar yatmaktadır?

Hazirede Sultan III. Mustafa Han’ın dadısı Ayşe Hatun, Sultan III. Selim Han’ın ebesi Rukiye Kadın, Sultan I. Mahmud Han’ın başkadını Hatem Kadın ve daha pek çok saraylı hanım metfundur.

Hanedan emektarları arasında Ayşe Hatun (ö. 1760), Rukiye Kadın (ö. 1769), Sultan Selim Han’ın dadısı Fatma Hanım (ö. 1772) ve Sultan III. Mustafa Han’ın kızı Hibetullah Sultan’ın sütannesi (ö. 1778) sayılır. Saray bürokrasisinden Hatem Kadın (ö. 1770), Sultan I. Abdülhamid Han döneminin çeşnigirbaşısı Behzat Hatun (ö. 1779), Hazinedar Mir’at Hatun (ö. 1778), Kethüda Hatice Hatun (ö. 1765) ve Kethüda Şuhi Kadın (ö. 1783) buradadır. Sivil ve sanatçı yakınlarından Plevne Kahramanı Gazi Osman Paşa’nın kız kardeşi Şakire Hanım (ö. 1901) ile Hattat Bosnalı Hacı Osman Efendi’nin kızı Fatma Hanım (ö. 1767) de aynı seddeyi paylaşır. Bu isimlerin bir arada bulunması, padişahın vefa duygusunun kurumsal bir tercih hâline geldiğini gösterir.

Haziredeki mezar taşları hangi sanat üslubunu yansıtır?

Mezar taşları, klasik Osmanlı sadeliğinden uzaklaşan barok ve rokoko üslubunu yansıtır. Kıvrımlı hatlar, çiçekli tezyinat ve dönemin kadın başlıklarını andıran formlar öne çıkar.

Efdaluddin Kılıç’ın TRT Haber’de yayımlanan değerlendirmesinde vurgulandığı üzere batılılaşma döneminin süsleme anlayışı, caminin iç mekânından hazire taşlarına kadar bütün yüzeylere sirayet etmiştir. Kadın mezar taşları gül ve lale gibi çiçekli motiflerle ya da hotoz benzeri formlarla sonlanır. Hat sanatı açısından bu taşlar müstesna bir kıymete sahiptir; siyah zemin üzerine altın yaldızla veya doğrudan taş üzerine kabartma usulüyle yazılan kitabeler, her hazirede rastlanmayan bir nitelik sergiler. Sultan III. Mustafa Han’ın bizzat yazı hocalığını yapmış olan Hattat Müderris Bosnalı Hacı Osman Efendi’nin (ö. 1766) kabri, hazirenin en kıymetli sanat duraklarından biridir.

Ayazma Camii haziresinde ilim, sanat ve din görevlilerinden kimler yatmaktadır?

Hazirede Hattat Bosnalı Hacı Osman Efendi, Şair Nâşid İbrahim Bey ve caminin kendi muvakkiti ile imamları metfundur. Alan, kılıç sahipleri kadar kalem erbabını da barındırır.

Ratip Ahmet Paşa’nın oğlu olan Şair Nâşid İbrahim Bey (ö. 1791), devrinin edebi zevkini hazireye taşıyan isimdir. İlmiye sınıfının yüksek rütbeli temsilcilerinden Mehmet Lütfü Kemaleddin Molla Efendi (ö. 1766) de buradadır. Vakıf bürokrasisinden Laleli Camii Vakfı kâtibi Mehmet Esat Efendi (ö. 1826) ve Ruzname Kâtibi Şükrü Efendi’nin eşi Nihalzer Hanım (ö. 1846) dönemin kayıt tutucularının haziredeki izleridir. Camiye hizmeti geçen din görevlileri de aynı avluda toplanmıştır: Muvakkit Mehmet Said Efendi (ö. 1767), İmam-ı Evvel Salih Efendi (ö. 1900) ve Atik Valide Camii İmamı Osman Efendi (ö. 1901). Hattat Bosnalı Hacı Osman Efendi’nin kızları Fatma Hanım (ö. 1767) ve aynı isimli diğer kızı Fatma Hanım (ö. 1772) da babalarının gölgesinde yatmaktadır.

Hazireyi çevreleyen demir parmaklık neden tartışma konusu olmuştur?

Hazire bir dönem demir bir parmaklıkla çevrilmiştir. İstanbul Ansiklopedisi yazarı Ekrem Hakkı Ayverdi, bu müdahaleyi taşların özgün mekânsal aurasına aykırı bularak eleştirmiştir.

Ekrem Hakkı Ayverdi, mezarlıklara hürmet edilen devirlerde böyle bir parmaklık sekaletine ihtiyaç duyulmadığını not düşerek eleştirisini kayda geçirmiştir. Bu değerlendirme yalnızca estetik bir itiraz değil, koruma anlayışına dair bir tez içerir: bir hazirenin gerçek muhafızı demir değil, toplumun hürmetidir. Şahideler, mihrabın hemen önündeki seddede açıkta durduklarında caminin mekânsal bütünlüğünün parçası olarak okunur; araya giren fiziksel bir sınır, taşları mabetten kopararak müzelik bir nesneye indirger. Ayverdi’nin uyarısı, günümüz restorasyon tartışmaları açısından da güncelliğini korumaktadır.

Şehircilik ve Çevre İlişkisi

Ayazma Camii İstanbul silüetinde nasıl bir konuma sahiptir?

Cami, Üsküdar sahil hattının hemen arkasındaki Salacak sırtlarında, Marmara ve Boğaz girişine hâkim bir tepede yükselir. Eğimli arazi yapıya anıtsal bir görünürlük kazandırır.

Semavi Eyice’nin TDV İslam Ansiklopedisi maddesinde vurgulandığı gibi yapının heybetli görünümü, normal ölçüleri aşan yüksekliği ile meyilli arazideki konumunun ortak sonucudur. Cami, Ressam Ali Rıza Sokak ile Mehmet Paşa Değirmeni Sokak’ın kesiştiği noktada, merdivenli ve eğimli yaklaşık 1.500 metrekarelik bir platform üzerine kuruludur. Denizden bakan göz için bu tepe, Üsküdar silüetinin ikinci katmanını oluşturur; sahildeki yapıların üzerinden yükselen kubbe ve tek şerefeli minare, şehre giren yolcunun karşılaştığı ilk dikey işaretlerdendir. Minarenin dikey yükselişi, tevhidi simgeleyen elif harfi gibi, tepenin yatay ufkunu keserek göğe doğru bir işaret çizer.

Ayazma Camii’nin çevresindeki tarihi doku nasıl şekillenmiştir?

Cami çevresi, kutsal su kaynağı ve saray bahçesi geçmişi üzerine kurulmuş bir mahalle dokusudur. Aziz Mahmut Hüdayi Mahallesi sınırlarındaki bu doku, külliye birimleriyle birlikte gelişmiştir.

Doç. Dr. Murat Yıldız’ın mahalle ölçeğindeki incelemesinde ortaya konduğu üzere Ayazma çevresi, önce bir hasbahçe sonra bir hayır sitesi olarak biçimlenmiştir. Sıbyan mektebi, hamam, çarşı ve dokuma atölyeleri mahalleyi cami etrafında örgütlemiş; bu birimlerin kaybı ise dokunun seyrelmesine yol açmıştır. Bölgeye adını veren asıl ayazma, bugün bir apartman bahçesindeki mahzende varlığını sürdürmektedir; bu ayrıntı, katmanların üst üste binerek nasıl görünmez hâle geldiğinin çarpıcı bir örneğidir. Mahalle bugün hâlâ ismini o kutsal sudan alır, ancak suyun kendisi şehrin gündelik hayatının altına gömülmüştür.

Restorasyonlar ve Özgünlük

Ayazma Camii hangi onarımlardan geçmiştir?

Cami 1813, 1835, 1903 ve 1950’li yıllarda çeşitli onarımlar görmüştür. Kapsamlı modern restorasyon Vakıflar Genel Müdürlüğü tarafından yürütülerek 2022 yılında tamamlanmıştır.

Vakıflar Genel Müdürlüğü kayıtlarına göre yapı, iki buçuk asır boyunca düzenli müdahalelerle ayakta tutulmuştur. onarımı minare külahı ve alemine yönelikti; ve tamiratları daha kapsamlıydı. 1903 tarihli çalışma emaneten Fuad Bey gözetiminde yürütülmüştür. 1950’li yıllarda da müdahaleler yapılmıştır. Son kapsamlı restorasyonun süresi kaynaklarda farklı kaydedilir: bir kısmı 2012-2022, bir kısmı 2018-2022 aralığını verir. Çalışmanın tamamlanmasının ardından cami ‘de yeniden ibadete açılmıştır. Bu uzun soluklu süreç, yapının barok tezyinatının ne denli hassas bir müdahale gerektirdiğini göstermektedir.

Ayazma Camii’nin minaresi kaç kez yeniden inşa edilmiştir?

Caminin tek şerefeli minaresi, yıldırım düşmesi sonucu 1872 ve 1881 yıllarında olmak üzere iki kez yıkılmış ve her seferinde yeniden inşa edilmiştir.

Kaynaklarda kaydedildiği üzere tepedeki yüksek konum, minareyi yıldırım açısından savunmasız bırakmıştır. ve yıllarındaki iki yıkım, dokuz yıl arayla aynı sebeple yaşanmıştır. Her defasında minarenin yeniden inşa edilmesi, vakfın sürekliliğini ve cemaatin yapıya bağlılığını gösterir. Minare bir camide yalnızca ezanın okunduğu yer değildir; siluetin dikey omurgası ve mabedin şehir içindeki adresidir. Ayazma’da bu omurga iki kez kırılmış, iki kez yeniden dikilmiştir. Yapı bugün ayakta duran minaresiyle, aslında üçüncü kez yazılmış bir cümleyi taşımaktadır.

Ayazma Camii’nin son restorasyonu neden eleştirilmiştir?

Son restorasyonda dış cepheye monte edilen aydınlatma sistemi büyük eleştiri toplamıştır. Pencerelerin önünden geçen U biçimli plastik borular ve açıkta kalan kablolar tarihi dokuya aykırı bulunmuştur.

Basında yer alan uzman değerlendirmelerinde bu müdahale, estetik cinayet ve tarihi dokuya aykırı müdahale olarak nitelendirilmiştir. Eleştirinin özü teknik bir ayrıntıdan ibaret değildir: kesme küfeki cephenin barok kıvrımları, üzerine bindirilen görünür tesisat unsurlarıyla okunaksız hâle gelir. Bir yapının özgünlüğü, taşıyıcı sistemi kadar cephe yüzeyinin bütünlüğünde de gizlidir. Ekrem Hakkı Ayverdi’nin hazire parmaklığına yönelttiği itirazla bu tartışma arasında doğrudan bir düşünsel süreklilik bulunur; her iki durumda da mesele, koruma adına yapılan eklerin özgün aurayı gölgelemesidir. Ayazma Camii, restorasyon etiği açısından güncel bir örnek olma niteliğini korumaktadır.

Hikayeler ve Rivayetler

Ayazma sularının şifalı olduğuna dair inanç nedir?

Ortodoks geleneğinde ayazmalar, bir aziz veya azizenin manevi koruyuculuğuna bırakılan ve şifalı olduğuna inanılan su kaynaklarıdır. Bu inanç İstanbul genelinde kült merkezleri oluşturmuştur.

Semavi Eyice’nin ayazma maddesinde aktardığı üzere, halk arasında bu suların şifa verdiğine inanılırdı ve kaynaklar yortu günlerinde büyük ayinlere sahne olurdu. Rum tebaanın düzenlediği bu ayinler, Ayazma sırtlarını yılın belirli günlerinde bir toplanma mekânına dönüştürürdü. Osmanlı yönetimi bu geleneğe müdahale etmemiş, kutsal su yüzyıllarca varlığını sürdürmüştür. Bugün caminin adında yaşayan bu inanç katmanı, mekânın kimliğini tek bir dine ya da döneme hapsetmenin mümkün olmadığını hatırlatır. Ayazma Camii, üzerine kurulduğu inancı silmek yerine adını ondan devralarak yükselmiştir.

Padişahlar Ayazma’daki panayırları izler miydi?

Rivayete göre padişahlar, Ayazma’da yortu günlerinde düzenlenen panayırları İncili Köşk’ün pencerelerinden izlerdi. Bu aktarım kaynaklarda rivayet düzeyinde kaydedilmiştir.

Halk arasında aktarıldığı üzere, kutsal suyun etrafında toplanan kalabalıklar saray çevresinin de ilgisini çekmiş; padişahların bu şenlikleri köşk pencerelerinden seyrettiği rivayet edilmiştir. Bu anlatı doğrulanmış bir tarihsel kayıt değil, şehrin hafızasında yaşayan bir aktarımdır ve bu çerçevede değerlendirilmelidir. Yine de rivayetin kendisi kültürel bir gerçekliğe işaret eder: farklı inançların ritüellerinin aynı manzara içinde, çatışmadan yan yana durabildiği bir şehir tasavvuru. Ayazma tepesi, bu tasavvurun somutlaştığı yerlerden biri olarak hatırlanır.

Ayazma Camii’nin minberi 93 Harbi’nde nasıl zarar görmüştür?

Minberin sol tarafındaki oymalı kabartmalar, 1877-1878 Osmanlı-Rus Harbi sırasında camiye asker yerleştirildiği esnada kazaen kırılmıştır. Bu eksiklik yapının hafızasında bir savaş hatırası olarak kalmıştır.

Kaynaklarda kaydedildiği üzere 93 Harbi sırasında cami, askeri barınma amacıyla kullanılmış ve bu sırada minberin ince taş oymaları zarar görmüştür. Kayıp, restorasyonla tamamlanabilecek bir eksiklikten fazlasını ifade eder: taşın üzerindeki bu kırık, imparatorluğun en sarsıcı yenilgilerinden birinin mabede bıraktığı fiziki izdir. Matkapla oyulmuş kabartmaların bir bölümünün eksik olması, ziyaretçiye minberin yalnızca sanat değeri değil, tanıklık değeri de taşıdığını hatırlatır. Ayazma Camii’nin minberi bu yönüyle hem barok estetiğin zirvesini hem tarihin ağırlığını aynı yüzeyde barındırır.

Sonuç

Ayazma Camii, Bizans’ın kutsal sularından Osmanlı’nın barok ihtişamına uzanan katmanları tek bir tepede toplayan, İstanbul’un en özgün hafıza mekânlarından biridir; Şem’danizâde Süleyman Efendi’nin 1761 açılışının ardından “mermer taşlarının şeffaflığı ve mihrap minberinin gösterişi hiç bir camide yoktur” sözleriyle övdüğü bu yapı, Mimarbaşı Mehmed Tahir Ağa’nın elinde klasik şemayı terk etmeden yeni bir estetik dil kurabilmiş, kırmızı somaki mihrabıyla imparatorluk vakarını, matkapla oyulmuş minberiyle taşın sınırlarını, cephesindeki güneş saatiyle gökyüzüyle kurulan sözleşmeyi ve kuş evleriyle merhametin mimariye dönüşen hâlini aynı avluda buluşturarak, Sultan III. Mustafa Han’ın annesi Mihrişah Emine Sultan’a duyduğu hürmeti Üsküdar’ın silüetine kazınmış kalıcı bir dua olarak bugüne taşımıştır.

Kaynakça

  • Semavi Eyice, “Ayazma Camii”, TDV İslam Ansiklopedisi, 1991.
  • Semavi Eyice, “Ayazma”, TDV İslam Ansiklopedisi, 1991.
  • Reşad Ekrem Koçu / Ekrem Hakkı Ayverdi, “Ayazma Camii”, İstanbul Ansiklopedisi.
  • Doç. Dr. Murat Yıldız, “Geçmişten Bugüne Üsküdar Ayazma Mahallesi’nde Yapı-Mekan İlişkisi”, History Studies, 2013.
  • Topkapı Sarayı Arşivi, 1137 numaralı inşaat defteri.
  • Şem’danizâde Süleyman Efendi, tarihindeki 1761 tarihli açılış ve ölçü kayıtları.
  • F. Yasin Köroğlu / Caner Cangül, “Ayazma Camii”, Kültür Envanteri.
  • “Osmanlı’nın barok üslubu ve geleneksel mimarinin buluştuğu Ayazma Camii”, Efdaluddin Kılıç röportajı, TRT Haber.

Ayazma Camii’nin Ziyaret ve Ulaşım Bilgileri

Ayazma Camii’nin ziyaret saatleri nelerdir?

Cami, sabah namazı vaktinde yaklaşık 05:00’te açılır ve yatsı namazının ardından yaklaşık 22:30’da kapanır. Bu saatler arasında ibadete ve kültürel ziyaretlere açıktır.

Günün ilk ibadetiyle açılan cami, gecenin son namazına kadar aralıksız hizmet verir. Turistik veya mimari inceleme amaçlı ziyaretlerin, cemaatin rahatsız olmaması adına namaz vakitlerinin dışındaki saatlerde yapılması tavsiye edilir. Bu tercih yalnızca bir nezaket kuralı değildir; harimin akustiği ve ışık kurgusu, sessiz saatlerde çok daha net algılanır. Sabahın erken saatlerinde doğu yönünden gelen ışığın kırmızı somaki mihrap üzerinde kırılışı, günün en etkileyici manzarasını sunar. Cuma, bayram ve kandil gecelerinde yoğunluk arttığından, mimari gezi için hafta içi orta saatler daha uygundur.

Ayazma Camii’ne toplu taşıma ile nasıl gidilir?

Marmaray veya metro ile Üsküdar İstasyonu’na inildikten sonra Salacak yönüne doğru yaklaşık 10 dakika yukarı yürüyerek camiye ulaşılır. Vapur ve İETT hatları da kullanılabilir.

Ulaşım, caminin merkezi konumu sayesinde oldukça kolaydır. Raylı sistem kullananlar Üsküdar İstasyonu’ndan çıkıp sahil tarafından Salacak yönüne yönelir; yol yokuş yukarı olduğundan yürüyüş yaklaşık on dakika sürer. Otobüs ve minibüsle gelenler için Üsküdar Meydanı’na ulaşan tüm İETT hatları ya da Salacak-Harem yönüne giden hatlar uygundur. Deniz yolunu tercih edenler Beşiktaş, Eminönü veya Karaköy’den Üsküdar İskelesi’ne geçip yürüyerek camiye varabilir. Vapurla gelen ziyaretçiler için ek bir avantaj vardır: cami, denizden yaklaşırken tepedeki konumuyla görülebildiği için ziyaret, daha karaya ayak basmadan siluetin izlenmesiyle başlar.

Ayazma Camii’ne özel araçla nasıl ulaşılır ve otopark durumu nedir?

Harem sahil yolu veya Üsküdar merkez üzerinden Doğancılar ile Salacak yokuşuna sapılarak Ressam Ali Rıza Sokak’a ulaşılır. Caminin kendisine ait özel bir otoparkı bulunmamaktadır.

Özel araçla gelenler tabelaları takip ederek Ressam Ali Rıza Sokak ile Mehmet Paşa Değirmeni Sokak kesişimine varır. Bölgenin dar ve eğimli sokak dokusu, cami çevresinde park imkânını sınırlar. Bu sebeple araçla gelen ziyaretçiler için en pratik çözüm, çok yakın mesafede yer alan ve İspark kayıtlarında 24 saat açık olarak görünen Mimar Sinan Zemin Altı Otoparkı’dır. Otoparktan camiye yürüyüş kısa sürer ve Üsküdar meydanının tarihi dokusundan geçtiği için ziyaretin bir parçası hâline gelir. Cuma ve bayram namazı vakitlerinde bölgedeki trafik yoğunlaştığından, araçla gelişlerde erken saatlerin tercih edilmesi yerinde olur.

Ayazma Camii’nin cemaat kapasitesi ne kadardır?

Ana harim, kadınlar mahfili ve revaklı son cemaat yeri birlikte değerlendirildiğinde cami yaklaşık 600 kişilik bir cemaat kapasitesine sahiptir. İç harim alanı yaklaşık 200 metrekaredir.

Kare planlı harim, tek kubbe altında yaklaşık 200 metrekarelik bir ibadet hacmi sunar. Kadınlar mahfili ve son cemaat yeriyle birlikte toplam kapasite 500-600 kişi aralığında hesaplanır. Cuma, bayram namazları ve kandil gecelerinde dış avlu alanlarının da hasırlarla ibadete açılmasıyla bu kapasite daha da artar. Külliye ve dış avlu alanlarıyla birlikte yapı yaklaşık 1.500 metrekarelik merdivenli bir platform üzerine kuruludur; bu geniş platform, kalabalık günlerde saflar için doğal bir genişleme alanı sağlar. Selatin camileri arasında ölçek bakımından mütevazı sayılan Ayazma Camii, bu esnek avlu düzeni sayesinde beklenenin üzerinde bir cemaati ağırlayabilmektedir.

Sıkça Sorulan Sorular
Ayazma Camii'ni Sultan III. Mustafa Han yaptırmıştır. Cami, padişahın annesi Mihrişah Emine Sultan ile ağabeyi Şehzade Süleyman'ın ruhlarını şad etmek amacıyla, bir vefa nişanesi olarak inşa ettirilmiştir.
İnşaat 29 Mart 1758 tarihinde başlamıştır. Yapım süreci iki yıl beş ay sürmüş, cami Ocak 1761'de bir Cuma günü Sadrazam Râgıb Paşa ve Şeyhülislâm Veliyyüddin Efendi'nin katıldığı törenle ibadete açılmıştır.
Caminin mimarı dönemin Mimarbaşısı Mehmed Tahir Ağa'dır. İnşaatın idari ve mali sorumluluğunu üstlenen bina emini ise Beykoz'daki meşhur çeşmesiyle de tanınan Gümrük Emini İshak Ağa'dır.
Cami adını, Yunanca "kutsal yer" manasındaki hagiasma kelimesinden gelen ayazma kavramından alır. Bölgede bulunan kutsal su kaynağı ile Ayazma Sarayı ve bahçesi, yapıya ismini vermiştir.
Ayazma Camii, Osmanlı Barok üslubunda inşa edilmiştir. Yapı, klasik Osmanlı plan şemasını korurken kıvrımlı cepheleri, büyük pencereleri ve zengin mermer tezyinatıyla Batı etkilerini cesurca benimseyen ilk sentezlerden biridir.
Mihrabın esas nişi, imparatorluk taşı olarak bilinen kırmızı somaki yani porfir ile kaplanmıştır. Nişin iki yanında bordo renkli mermer sütunlar ve kabartmalar yer alır, üst kısmı altın yaldızla tezyin edilmiştir.
Minber tamamen matkapla oyularak işlenmiş renkli mermerlerden yapılmıştır. Taşların arasına siyah oltu taşı ve renkli kakma taşlar yerleştirilmiş, rokoko üslubundaki üçgen yanlıkları klasik geleneğin dışına çıkmıştır.
Hünkâr mahfilinin duvarları, İznik veya Kütahya üretimi yerli çiniler yerine ithal İtalyan çinileriyle kaplanmıştır. Mavi ve beyaz hâkimiyetindeki bu çiniler, Batılılaşma etkisinin mabedin kalbine girdiğini gösterir.
Evet, caminin güney-batı duvarının dış köşesinde taşa kazınmış dikey bir güneş saati bulunur. Basita tipindeki bu saat, Yenicami Muvakkiti Derviş Yahya Efendi'ye atfedilir ve 1763 yılında tamamlanmıştır.
Mihrap duvarı önündeki seddede yer alan hazirede 43 mezar bulunur. Burada Darüssaade Ağası Mercan Ağa, Hattat Müderris Bosnalı Hacı Osman Efendi ve pek çok saraylı hanım metfundur.
Kuş evleri caminin güney cephesinde, konsollar üzerine bindirilmiş biçimde yer alır. Taş oyma bu yuvalar, tam bir Türk köşkünün minyatür modeli biçiminde tasarlanmış olup merhamet mimarisinin nişanesidir.
Cami her gün 05:00 ile 22:30 saatleri arasında açıktır. Sabah namazı vaktinde açılıp yatsı namazının ardından kapanır. Mimari inceleme ziyaretlerinin namaz vakitleri dışında yapılması tavsiye edilir.
Marmaray veya metro ile Üsküdar İstasyonu'na inildikten sonra Salacak yönüne yaklaşık on dakika yürünür. Üsküdar Meydanı'na gelen İETT hatları ve Üsküdar İskelesi'ne yanaşan vapurlar da kullanılabilir.
Caminin kendisine ait özel bir otoparkı bulunmamaktadır. Çok yakın mesafedeki İspark Mimar Sinan Zemin Altı Otoparkı 24 saat açıktır ve araçla gelen ziyaretçiler için en pratik çözümdür.
Cami yaklaşık 600 kişilik cemaat kapasitesine sahiptir. Bu hesap ana harim, kadınlar mahfili ve revaklı son cemaat yerini kapsar. Kalabalık günlerde dış avlu da hasırlarla ibadete açılır.

Ayazma Camii'nin Mühendislik Dehası ve Teknik Kanıtları

Kanıt 1: İnşaatın Başlangıç Tarihi ve Maliyeti

İddia: Ayazma Camii'nin inşaatı 29 Mart 1758 (19 Receb 1171) tarihinde başlamış, yapı için toplam 506.095 kuruş 49 akça harcanmıştır.

Kaynak: Topkapı Sarayı Arşivi, 1137 numaralı inşaat defteri.

Metot: Saray arşivindeki inşaat defterinin tarih ve masraf kalemleri, Doç. Dr. Murat Yıldız'ın "Geçmişten Bugüne Üsküdar Ayazma Mahallesi'nde Yapı-Mekan İlişkisi" (History Studies, 2013) çalışmasında yayımlanan arşiv okumasıyla karşılaştırılarak doğrulanmıştır.

Kanıt 2: Harimdeki Ayaklı Saatin Usta-Talebe Silsilesi

İddia: Caminin güney duvarı önündeki ayaklı salon saati, Derviş Yahya Efendi'nin talebesi Esseyid Mustafa tarafından hicri 1215 (miladi 1800) yılında yapılmıştır.

Kaynak: Saat üzerindeki pirinç plaka kitabesi ("Amele Esseyid Mustafa min talâmizi Derviş Yahya 1215"); Reşad Ekrem Koçu / Ekrem Hakkı Ayverdi, "Ayazma Camii", İstanbul Ansiklopedisi.

Metot: Nesne üzerindeki birincil kitabe metni okunmuş, hicri tarih miladi karşılığına çevrilmiş ve İstanbul Ansiklopedisi'ndeki madde kaydıyla teyit edilmiştir.

Önceki sayfa
Firuz Ağa Camii Fotoğraf Galerisi
Sonraki sayfa
Ayazma Camii Fotoğraf Galerisi
keyboard_arrow_up