Tarihsel Bağlam ve Vakıf Süreci
Bülbüldere Fevziye Hatun Camii ne zaman ve kimin tarafından yaptırılmıştır?
Cami, Hicri (Miladi -1883) yılında inşa edilmiştir. Arsayı Fevziye Hatun vakfetmiş, yapının inşası ise Yusuf adlı bir hayırseverin öncülüğünde yürütülmüştür. Finansman, İstanbul’a göç eden Selaniklilerin aralarında topladığı bağışlarla karşılanmıştır.
Kültür Envanteri kaydında (KE No: 7922) belgelendiği üzere yapı, Osmanlı İmparatorluğu’nun son çeyreğinde şekillenen üç ayrı dinamiğin kesişiminde doğmuştur: kadın baniliği, yerel cemaat teşebbüsü ve Balkan göçlerinin yarattığı yerleşim ihtiyacı. Mabedin oturduğu parsel, geç dönem Osmanlı kentsel haritacılığının en kıymetli vesikalarından olan Alman Mavileri Haritaları’nda Pafta no: D9 altında tescillidir. Bu tescil, caminin kentsel doku içerisindeki mevcudiyetini tarihsel olarak sabitler. Yapı, bugünkü Selami Ali Mahallesi sınırları içinde, Selmân-ı Pâk Caddesi ile Selânikliler Sokağı’nın buluştuğu köşede, ölüm ile hayatın sınır çizgisinde konumlanmıştır. Avlu duvarının hemen ardından Bülbüldere Kabristanı başlar ve Selamsız sırtlarına doğru uzanır.
Fevziye Hatun kimdir ve kimliği etrafında hangi tarihsel tartışma yaşanmıştır?
Fevziye Hatun, 19. yüzyılın son çeyreğinde Selanik kökenli cemaat için cami arsasını tahsis eden yerel bir hayırsever hanımefendidir. Kimliği üzerinde araştırmacılar arasında ciddi bir kronolojik tartışma yaşanmış, tartışma arşivsel analizle çözülmüştür.
Kimi araştırmacılar bu ismi, Lale Devri padişahı Sultan III. Ahmed Han döneminde sarayda bulunmuş ve Molla Gürani semtindeki bir su kuyusunun tamiri için 300 kuruş vakfetmiş olan Sarayî Fevziye Hatun (ö. ) ile özdeşleştirmeye çalışmıştır. Ancak Betül İpşirli Argit’in Cambridge University Press tarafından yayımlanan mimari hamilik ve vakıf çalışmasında ortaya konulan kronolojik veriler, iki şahsiyetin birbirinden yaklaşık bir buçuk asır ayrıldığını göstermektedir. Üsküdar’daki vakfın sahibi Fevziye Hatun, 18. yüzyıl saray çevresine değil, 19. yüzyıl sonunun mahalle ölçekli hayırseverlik ağına aittir. Bu ayrım, caminin banilik hikayesini saray hamiliğinden çıkarıp göçmen cemaatin kendi dayanışmasına yerleştirmesi bakımından belirleyicidir.
Caminin inşasını Selanikli göçmenler neden finanse etmiştir?
Cami, ardı ardına gelen Balkan savaşlarının tetiklediği göç dalgasının doğrudan ürünüdür. Selanik’ten İstanbul’a gelen aileler, kendilerine ait bir ibadet ve defin odağı kurma ihtiyacı duymuştur. Yapının parası bu topluluğun kendi içinde toplanmıştır.
Tarihi kayıtlarda izlendiği üzere 1877-1878 Osmanlı-Rus Harbi (93 Harbi), 1897 Türk-Yunan Harbi ve nihayet 1912 Balkan Harbi, Selanik’ten payitahta yoğun bir nüfus akışına yol açmıştır. Büyük kısmı varlıklı, entelektüel ve Avrupa ile ticari bağları bulunan bu aileler, konut olarak ekseriyetle Şişli, Nişantaşı ve Terakki çevresini tercih etmiş; buna karşılık manevi ve cenaze odağı olarak Üsküdar’ın Selami Ali sırtlarını seçmiştir. Aynı toplumsal ağın eğitim yatırımları da bu yıllara denk düşer: 1879’da Şişli Terakki Lisesi ve 1885’te Feyziye Mektebi kurulmuştur. Fevziye Hatun Camii’ni tesis eden hamiler ile bu mektepleri kuran kadrolar, aynı göçmen dayanışma dokusunun parçalarıdır. Mabet bu yönüyle taştan bir ibadethane olduğu kadar, kaybedilen bir coğrafyanın hafızasını yeni bir şehirde sürdürme iradesinin de anıtıdır.
Mimari Analiz ve Yapısal Özellikler
Bülbüldere Fevziye Hatun Camii hangi mimari üsluba sahiptir?
Yapı, Geç Dönem Osmanlı mimarlığının seçmeci (eklektik) çizgisinde, klasik ve barok unsurları mahalli ölçekte harmanlayan mütevazı bir kargir mabettir. Ahşap ve taş detaylar cephe diline hakimdir. Tek minareli ve tek şerefelidir.
Tarihi İstanbul Envanteri kaydında belirtildiği üzere mabet, anıtsal selatin camilerinin ölçek iddiasından uzaktır; onun mimari değeri gösterişte değil, mahalle dokusuna eklemlenme biçimindedir. Yapının minaresi, mütevazı bir gövde üzerinde yükselen tek bir dikey vurgudur ve tevhidin sadeliğini, “elif” harfinin kesintisiz düşeyliğini taşra üslubunun sakinliğiyle tekrarlar. Cephede kullanılan ahşap ve taş detaylar, dönemin payitaht merkezli seçmeci modasının mahalle ölçeğine indirgenmiş halini gösterir. Son restorasyonda bu özgün tescilli kimliğe sadık kalınmış, yapıya ait olmayan malzeme dili yapıdan uzaklaştırılmıştır.
Caminin harim ölçüleri, parsel alanı ve kapasitesi nedir?
Cami, 746 m² parsel alanı üzerinde konumlanır. Tarihi harim yaklaşık 40-50 m² gibi küçük bir ölçekte kalırken, restorasyon sonrası ek yapıyla birlikte toplam kapalı alan yaklaşık 350 m² seviyesindedir. Toplam cemaat kapasitesi 150 kişidir.
Üsküdar Belediyesi proje kayıtlarına göre parsel; asıl cami binasını, bahçe ve avluyu, bir de restorasyon kapsamında inşa edilen 1 bodrum ve 2 normal kattan oluşan derslik ile ek hizmet yapısını barındırır. Kapasite dağılımı iki ayrı hacme bölünmüştür: tarihi ana harim 40 kişilik, ek derslik ve ibadet alanı ise 110 kişiliktir. Burada dikkat edilmesi gereken önemli bir ayrım vardır. Restorasyon öncesinde yapının kapalı kullanım alanı da yaklaşık 350 m²’yi buluyor, kapasite ise 350 kişi civarında anılıyordu; ancak bu rakamlar caminin aslına ait olmayan betonarme eklerini de kapsıyordu. Muhdes bölümlerin kaldırılmasıyla tarihi bina özgün küçük boyutuna döndürülmüş, kapasite kaybını telafi etmek için bahçeye ayrı bir ek bina konumlandırılmıştır. Güncel resmi kayıtlarda cami içi kapasite bu sebeple 40 kişi olarak geçer.
Caminin kitabesinde ne yazmaktadır ve kim kaleme almıştır?
Kitabe, dönemin şairlerinden Rafet (Re’fet) tarafından dört beyit halinde kaleme alınmış, mermer üzerine sülüs hatla nakşedilmiştir. Metin, hattat ve araştırmacı Engin Mutlu tarafından okunup çözümlenmiştir. Kitabe, son cemaat yeri duvarında avluya bakan cephede yer alır.
Kitabenin özgün Osmanlı Türkçesi metni şu şekildedir:
- Habbezâ kim vâdi-i bülbülde ashâb-ı kerem / Yaptırıp bu ma’bedi el-hâk latîf ü dilnüvâz
- Münzevî bir zâhid-i Hakk-ı bünye-benzer gûyyâ / Hakka el açmış bu kabristan için eyler niyâz
- Şâhrâh üzere dikilmiş ‘aşk ile eyler nidâ / Essalâ yâ mü’minîn gel benle eyle keşf-i râz
- Re’fetâ itmâmına yazdım zehî târîh-i tâm / ‘Âbidâ gel cami’-i Feyziyye’de eyle namâz
Kitabenin sonunda Sene kaydı bulunur. Metnin edebi tahlili, mimari ile ölüm arasındaki mistik bağı doğrudan gözler önüne serer. Şair Rafet, ilk beyitte bülbüller vadisinde kerem sahiplerinin gönül okşayıcı bir mabet yaptırdığını söyler. İkinci beyitte ise şaşırtıcı bir kişileştirmeye gider: yapıyı cansız bir taş kütlesi olarak değil, inzivaya çekilmiş, Hakka el açmış ve bitişik kabristanda yatanlar için dua eden bir zahit olarak tarif eder. Üçüncü beyitte mabet, ana yol üzerinde durup müminleri namaza ve ilahi sırların keşfine çağıran bir sesleniş kaynağına dönüşür. Dördüncü beyit ise inşanın tamamlanışına düşülmüş tam tarihtir. Bu ontolojik benzetme, cami ile mezarlığın birbirinden koparılamaz tek bir manevi bütün olarak tasarlandığını kanıtlar.
Külliye Sistemi ve Sosyal İşlev
Bülbüldere Fevziye Hatun Camii klasik anlamda bir külliye midir?
Hayır. Yapı, medrese, imaret ve hamam gibi birimleri bir araya getiren klasik dönem külliye şemasına sahip değildir. Ancak cami, bitişiğindeki kabristan, avlu kapısındaki Asadar Baba kabri ve karşısındaki çeşme ile mekansal bir bütün oluşturur.
Bu bütünlük, planlı bir külliye tasarımından değil, zaman içinde katmanlanan bir yerleşim hafızasından doğmuştur. Yapının hemen karşısında Hicri 1112 (Miladi ) tarihli Valide Kethüdası Çeşmesi yükselir; su mimarisinin bu klasik örneği, camiden yaklaşık 180 yıl daha eskidir. Şair Rafet’in kitabesinde kurduğu cami-kabristan ilişkisi, bu mekansal bütünlüğün dönem insanı tarafından da böyle algılandığını gösterir. Yani külliye burada bir bina programı olarak değil, ibadet, defin, su ve gölge unsurlarının aynı köşede toplanmasıyla oluşan organik bir manevi havza olarak okunmalıdır.
Cami avlusu Osmanlı döneminde hangi sosyal işlevleri üstlenmiştir?
Cami, 1900’lerin başına kadar yalnızca bir ibadet mekanı değildi. Avlusunda bayram yerleri kurulur, mahalle ahalisi burada toplanır ve hasbıhal ederdi. Yapı bu yönüyle vadinin sosyal merkezi işlevi görmüştür.
Kaynaklarda aktarıldığı üzere, İkinci Meşrutiyet’in ilan edildiği yılından evvelki dönemde her bayramda avlu kapısındaki ulu çınarın gölgesinde büyük bayram yerleri kurulur, vadi ahalisi burada toplanırdı. Bu tablo, geç dönem Osmanlı mahallesinde caminin bir “kamusal alan” işlevi taşıdığını gösterir. Mabet, günün beş vaktinde ibadetin, bayramlarda ise neşenin ve dayanışmanın merkezidir. Camiye çağdaş olan ve 1300 (1882-1889) tarihleri arasında inşa edilen Feyziye Mektebi de bu sosyal ağın eğitim ayağını oluşturmuştur.
Restorasyon kapsamında eklenen derslik binası hangi işleve sahiptir?
Ek yapı, tescilli parsel sınırları içerisine, tarihi dokuya zarar vermeyecek şekilde inşa edilmiş modern bir derslik ve ek hizmet binasıdır. 1 bodrum ve 2 normal kattan oluşur. Amaç, yapının aktif bir merkez olarak yaşamasını sürdürmektir.
Üsküdar Belediyesi proje kayıtlarında bu tercihin gerekçesi açıkça ortaya konulur: tarihi bina muhdes eklerinden arındırılıp özgün küçük ölçeğine döndürüldüğünde ortaya çıkacak kapasite kaybının, mabedi statik bir müze nesnesine dönüştürme riski bulunuyordu. Ayrı bir hacim olarak bahçeye konumlandırılan derslik binası, hem 110 kişilik ilave kullanım alanı sağlamış hem de eğitim işlevini yapıya geri kazandırmıştır. Bodrum katına modern lavabolar eklenmesi de aynı yaşayan yapı yaklaşımının parçasıdır. Böylece koruma ile kullanım arasındaki gerilim, tarihi kütleye dokunmadan, parsel içi ayrı bir çözümle giderilmiştir.
Avlu Kapısındaki Sufi Miras: Asadar Baba Türbesi
Asadar Baba kimdir ve türbesi nerededir?
Asadar Baba, Celvetiyye tarikatının kurucusu Aziz Mahmud Hüdayi Hazretleri’nin merasimlerde asasını taşımakla görevli has müridiydi. Kabri, caminin avlu kapısının hemen solunda, Selânikliler Sokağı sınırında, iki çatallı ulu bir çınarın altındaki açık türbede yer alır.
Evliya, Sahabe ve Peygamber Kabirleri Envanteri kayıtlarında yer aldığı üzere türbedeki mermer şahidenin üzerinde Celveti sikkeli bir serpuş kabartması bulunur; bu kabartma, medfunun tarikat mensubiyetini taşa kazınmış bir kimlik beyanı olarak sabitler. “Asâdâr” unvanı, mürşidin asasını taşıyan mürit anlamına gelir ve tasavvuf adabında hizmetin, teslimiyetin ve mürşide yakınlığın en somut sembollerinden biridir. Asa, tarikat merasimlerinde yalnızca bir yürüme dayanağı değil, mürşidin manevi otoritesinin taşınabilir işaretidir; onu taşıyan mürit de bu otoritenin gölgesinde yürüyen kişidir. Kabrin bu konumu, yani 19. yüzyıl camisinin avlu kapısında duruşu, yapıya kendisinden çok daha eski bir tasavvufi katman ekler.
Asadar Baba kabri hangi tarihi taşımaktadır?
Şahidedeki kitabede Sene kaydı yer alır; bu tarih Miladi 1628-1629’a karşılık gelir. Kitabe, hattat Engin Mutlu tarafından okunmuştur. Kabir, camiden yaklaşık iki buçuk asır daha eskidir.
Kitabenin okunan metni, medfunu Pîr Aziz Mahmud Hüdayi Hazretleri’nin asadarı olarak tanımlar ve Fatiha talebiyle sona erer. Buradaki tarih, tasavvuf tarihi açısından çarpıcı bir örtüşme sunar: Aziz Mahmud Hüdayi Hazretleri’nin vefat tarihi 3/4 Safer 1038, yani Ekim 1628’dir. Sadık asadarının da mürşidiyle aynı Hicri yıl içinde dünyadan göçtüğü bu kayıttan anlaşılmaktadır. Mürşit ile müridin aynı takvim yılında ebediyete uğurlanması, Üsküdar’ın tasavvuf hafızasında hizmet ve bağlılık ilişkisinin en sembolik kapanışlarından biri olarak okunur. 17. yüzyıl klasik Osmanlı tekke dünyasına ait bu kabir, 1882 tarihli caminin avlusunda, iki farklı asrın aynı parselde buluştuğu nadir bir kesişme noktası oluşturur.
Şehircilik ve Çevre İlişkisi
“Bülbüldere” ismi nereden gelmektedir?
İsim, bölgenin Geç Bizans ve Osmanlı asırları boyunca sahip olduğu ekolojik ve hidrolojik zenginlikten doğmuştur. İcadiye sırtlarındaki kaynaklardan neşet eden Bülbül Deresi, İcadiye ile Selamsız tepeleri arasında derin bir vadi oyarak Üsküdar koyuna dökülürdü. Vadi, bülbüllerin barındığı sık ormanlarla kaplıydı.
Bu akarsuyun beslediği vadi tabanı, ulu ağaçlar ve zarif çalı topluluklarıyla örtülü saklı bir doğal havza görünümündeydi. 18. ve 19. yüzyıllar boyunca aynı bereketli taban, İstanbul’un en nam salmış bostanlarını barındırdı; burada yetiştirilen kıvırcık salata, lahana, pırasa, karnabahar ve ıspanak payitahtta aranan ürünlerdi. Dere kenarları ise cuma günleri ve bayramlarda halkın toplandığı, zurnaların ve ince sazların çalındığı, Üsküdar bandolarının marşlar icra ettiği canlı mesire alanlarıydı. Edebiyatçı Sermet Muhtar Alus, 14 Şubat tarihli Akşam Gazetesi’ndeki yazısında yolların bozukluğundan ve talikacıların çektiği zorluktan söz ederken, semtin adını bir türkü dizesiyle birlikte anar. Bu dize, vadinin bir dönem şehrin popüler hafızasında ne kadar canlı yer ettiğini gösterir.
Bülbül Deresi’ne ve vadinin doğal dokusuna ne olmuştur?
Vadi, 20. yüzyılın kontrolsüz şehirleşme dalgasıyla ortadan kalkmıştır. 1910’lu yıllarda Üsküdar-Kısıklı tramvay hattının inşası sırasında derenin üzeri kapatılarak bugünkü Cumhuriyet Caddesi’ne dönüştürülmüştür. Bülbüller de vadiden ebediyen göç etmiştir.
Araştırma notlarında aktarıldığı üzere iki olay bu göçü kesinleştirdi: yılındaki büyük Kuzguncuk Dağ Hamam yangını ve tramvayların bölgede yoğun gürültüyle işlemeye başlaması. Yeşil vadi yerini asfalt kentsel koridorlara bıraktı; geriye yalnızca sokağın adı, caminin taşlarına kazınan hatıra ve Şair Rafet’in kitabesindeki “vâdi-i bülbül” ifadesi kaldı. Bu dönüşüm, mabedi bir doğal vadinin köşe taşı olmaktan çıkarıp yoğun bir kent dokusunun içine gömülü tarihi bir ada haline getirmiştir. Bugün caminin çevresinde durup kitabeyi okuyan bir ziyaretçi, artık var olmayan bir coğrafyanın adını taşıyan bir metinle karşılaşır.
Caminin çevresinde hangi tarihi çeşmeler ve yapılar bulunmaktadır?
Caminin yakın çevresi, dönemin hayırseverlik ve su mimarisi ağlarıyla örülüdür. Avlu kapısının tam karşısında Hicri 1112 (Miladi ) tarihli Valide Kethüdası Çeşmesi bulunur. Çevrede ayrıca Feyziye Mektebi ve Hatice Sultan Çeşmesi yer almaktaydı.
Erol Şaşmaz’ın Tarihi Mekanlar Kişisel Ansiklopedisi’nde kaydettiği üzere, klasik üslupta inşa edilmiş Valide Kethüdası Çeşmesi’nin hemen karşısında, camiyle çağdaş olan ve 1300 (1882-1889) tarihleri arasında yapılan Feyziye Mektebi (Sıbyan Mektebi) konumlanıyordu. Bu mektebin alt kısmında ise Hicri 1141 (Miladi ) tarihli Hatice Sultan Çeşmesi yükseliyordu. Cami ve kabristanın yakın çevresinde, zamanla ortadan kalkan veya dönüşüme uğrayan başka önemli yapılar da mevcuttu: Hammal Mehmet Ağa Camii, Osman Dede Camii, Yeşilbaş Türbesi ve Bülbüldere Özbekler Tekkesi. Bu liste, bugün tek başına ayakta duran Fevziye Hatun Camii’nin aslında çok daha yoğun bir dini ve sosyal yapı ağının hayatta kalan halkası olduğunu gösterir.
Komşu Sivil Mimari Mirası: Çinili Karakol ve Güllü Köşk
Çinili Karakol kim tarafından ne zaman yaptırılmıştır?
Çinili Karakol (Selamsız Karakolu), Gülhane Hatt-ı Hümayunu’nun getirdiği can ve mal güvenliği ilkeleri çerçevesinde, Sultan Abdülmecid Han’ın talimatıyla 1258 (Miladi ) yılında Serasker Rıza Paşa tarafından inşa ettirilmiştir. Giriş holünü süsleyen nefis çinileriyle tanınır.
İki katlı ve tuğla hatıllı kesme taştan inşa edilen yapının giriş cephesinde, çift kollu onar mermer basamaklı merdivenler ile dört mermer sütunun taşıdığı bir revak yer alır. Düz atkılı söveli kapının üzerinde Şair Hüsnü imzalı bir kitabe bulunur; kitabe, Sultan Abdülmecid Han’ı ve karakolun inşasına memur edilen Serasker Rıza Paşa’yı zikrederek yapının tarihini düşer. Karakolu yaptıran Cihan Seraskeri Hasan Rıza Paşa (1809-1877), Mısır Çarşısı esnafından Attar Memiş Ağa’nın oğludur; Mabeyn-i Hümayun’da yükselerek Harbiye, Tophane ve Bahriye Nazırlıkları ile Selanik, Halep, İzmir ve Konya valiliklerinde bulunmuştur. Oğlu İbrahim Bey, Sultan Abdülmecid Han’ın kızı Münire Sultan ile evlenmiştir. Karakolun merdivenleri altına yapılan tarihi çeşme ise kentsel düzenleme gerekçesiyle yılında sökülerek yok edilmiştir.
Çinili Karakol neden ve ne zaman lağvedilmiştir?
Karakol, Mondros Mütarekesi sonrası İstanbul’u işgal eden İngiliz Kuvvetleri Komutanı Mareşal George Francis Milne’in emriyle kapatılmıştır. Lağvedilme tarihi 4 Eylül ‘dur. Günümüzde bina Çocuk Şube Müdürlüğü olarak kullanılmaktadır.
Arşiv kayıtlarında izlendiği üzere Mareşal Milne, 30 Ağustos 1919’da Harbiye Nezareti’ne gönderdiği tezkirede askeri inzibat sayısının azaltılmasını ve karakolların kapatılmasını talep etmiştir. Bu emrivaki neticesinde Erenköy, Haydarpaşa, Hisar, Beykoz ve Pendik karakollarıyla birlikte Selamsız Karakolu da resmen lağvedilmiştir. Böylece Tanzimat’ın güvenlik reformlarının Üsküdar’daki en zarif mimari ifadesi, imparatorluğun çöküş yıllarında işgal kuvvetlerinin bir kararıyla asli işlevini yitirmiştir.
Güllü Köşk’ün mimari değeri nedir ve kim tarafından tasarlanmıştır?
Selamsız / Gazi Caddesi 54 kapı numarasındaki bahçeli Güllü Köşk, ahşap oyma süslemeleri ve özellikle alt kattaki yuvarlak penceresiyle Art Nouveau akımının en seçkin ahşap örneklerindendir. Mimarlık tarihçileri yapıyı Levon Balyan’ın (1855-1925) eseri olarak kabul eder.
Jacques Pervititch’in Ekim tarihli Sigorta Haritaları’nın 76 numaralı paftasında tescilli olan köşk, 150 metrekare taban alanına oturur; bodrum ve çatı ile birlikte dört katlıdır ve bir de sarnıca sahiptir. Yapıyı tasarlayan Levon Balyan, Paris’teki seçkin Collége Sainte-Barbe okulunda geometri, tasarı geometri ve teknik resim eğitimi almıştır. Annesinin 12 Mart tarihinde okul müdürlüğüne yazdığı mektupta, oğlunun hassa mimarı aile geleneğini sürdüreceği belirtilerek Latince ve Almanca derslerinden muaf tutulması, bunun yerine çizim derslerine ağırlık verilmesi talep edilmiştir. Köşkün cephesindeki Art Nouveau yuvarlak pencere tasarımı, mimarın Paris’te bu akımın öncüleriyle aynı dönemde bulunmasının doğrudan izidir. Yapı yılında Mehmet Özdemir tarafından satın alınmış ve iki yıl süren bir çalışmayla aslına uygun olarak restore edilmiştir.
Balyan hanedanı ile Bülbüldere arasındaki bağ nedir?
Bağ, Osmanlı saray mimarı Krikor Balyan’ın (1764-1831) vadiye duyduğu ilgiden doğar. Krikor Balyan, İcadiye Mahallesi’nde Çamlıca ve Beylerbeyi caddelerinin kesiştiği yüksek sırtta bulunan konağının çevresinde yüzlerce bülbül beslerdi. Bu bilgiyi tarihçi Harutyun Mırmıryan (1860-1926) aktarmıştır.
Bodrum katı kargir, üst iki katı ve cihannüması ahşap olan bu konak yılında el değiştirerek Amiral Vâsıf Paşa’nın mülkiyetine geçmiş, günümüzde ise Kemalettin Eröğe Polis Okulu olarak hizmet vermeyi sürdürmüştür. Ailenin şeceresi, İstanbul’un mimarlık tarihine damgasını vuran bir hanedanın haritasını çıkarır. Yeprem Boğosyan’ın 1981’de Viyana’da yayımlanan çalışmasına göre ailenin kökeni Bayburt’un Lusonk (Yaylapınar) köyüne dayanır; buna karşılık tarihçi Kevork Pamukciyan (1923-1996), Bağlarbaşı Surp Haç mezarlığındaki aile kabristanı kitabelerine dayanarak kökeni Kayseri’nin Derevenk köyü olarak belgeler. Ailenin atası meremmetçi Bâlî Kalfa (ö. 1803), 18. yüzyılda Kayseri’den İstanbul’a göçmüştür.
Balyan ailesinin kuşakları hangi anıtsal yapıları inşa etmiştir?
Aile, dört kuşak boyunca hassa mimarlığı yapmıştır. Krikor Balyan Dolmabahçe Sarayı’nın ilk halini ve Nusretiye Camii’ni, Garabet Amira Balyan Ortaköy Büyük Mecidiye Camii ile Çırağan Sarayı’nı, Sarkis Balyan ise Beylerbeyi Sarayı ve Pertevniyal Valide Sultan Camii’ni inşa etmiştir.
- Krikor Balyan (1764-1831): Beşiktaş / Dolmabahçe Sarayı, ahşap ilk Beylerbeyi Sarayı, Tophane Nusretiye Camii.
- Senekerim Balyan (1768-1833): Yangın sonrası kargir olarak yeniden inşa edilen Bayezid Kulesi, Ortaköy Surp Asdvadzazdin Kilisesi.
- Garabet Amira Balyan (1800-1866): Ortaköy Büyük Mecidiye Camii, Yıldız Sarayı, Çırağan Sarayı.
- Nigoğos Balyan (1826-1858): Dolmabahçe Sarayı, Validebağ Adile Sultan Kasrı, Dolmabahçe Bezm-i Alem Valide Sultan Camii, Dolmabahçe Saat Kulesi, Ihlamur Kasrı, Küçük Mecidiye Camii, Küçüksu Kasrı.
- Sarkis Balyan (1831-1899): Beylerbeyi Sarayı, Aksaray Pertevniyal Valide Sultan Camii, Zeytinburnu Barut Fabrikası, Akaretler Sıra Evleri, Harbiye Nezareti (Taşkışla), Maçka Silahhanesi, Gümüşsuyu Kışlası, Malta Köşkü, Hekimbaşı Av Köşkü, Kandilli Adile Sultan Sarayı, Yıldız Sarayı Büyük Mabeyn Binası, Çadır Köşkü, Şale Kasrı, Çit Kasrı, Çağlayan Kasrı, Kalender Köşkü, Yıldız Hamidiye Saat Kulesi, Galatasaray Lisesi.
- Simon Balyan (1846-1894): Maçka Silahhanesi, Maçka Karakolhanesi ve Gümüşsuyu Kışlası’nda kardeşi Sarkis Balyan ile ortak çalışma.
Ailede mimarlık adeta bir yazgı sayıldığından, yeni doğan erkek çocuklar kilise vaftiz defterlerine Ermenice “mimarın oğlu” anlamına gelen Cardarabedyan soyadıyla tescil edilirdi. Bu kayıt geleneği, mesleğin nesiller boyu aktarılan bir kimlik olarak görüldüğünü belgeler.
Üsküdar’ın Tasavvufi Havzası ve Çevredeki Evliya Kabirleri
Şeyh Himmet Efendi kimdir ve Himmetî kolu nasıl kurulmuştur?
Çiçekçi Camii haziresinde medfun olan Himmet Efendi (1609-1679), Bolu doğumludur. Halveti büyüklerinden Hüseyin Hüsameddin Efendi’den feyz almış, ardından Bolulu Ahmed Efendi’ye intisap ederek Bayramiye hilafeti almıştır. Şabaniye ile Bayramiye’nin birleşiminden doğan Himmetî kolunun kurucusudur.
Kolun kuruluşuna dair aktarılan hadise, tasavvuf adabındaki incelik anlayışını gösterir. Himmet Efendi, eski şeyhi Hüseyin Hüsameddin Efendi ile karşılaştığında onun gönlü kırılmasın diye yeni aldığı Bayrami tacını abdest havlusuna sarmıştır. Durumu fark eden şeyhi, bu ictihadı takdir ederek tacın üzerine dört kısım eklemiş; böylece iki tarikatın sentezi olan yeni kol doğmuştur. Himmet Efendi, Hüseyin Hüsameddin Efendi’nin vefatı üzerine Üsküdar Divitçiler’deki tekkenin şeyhliğini üstlenmiştir.
Cennet Mehmet Efendi’nin lakabı nereden gelmektedir?
Aziz Mahmud Hüdayi Camii giriş kapısının karşısındaki türbede medfun olan Mehmet Fenâyî, dergahın helalarının temizliğine memur edilmiş bir sufidir. Lakabı, mürşidi Aziz Mahmud Hüdayi Hazretleri’nin ona yıllar süren bu çileden sonra “cennetlik” diye hitap etmesinden gelir.
Aktarılan hadiseye göre yıllarca bu ağır vazifede çile dolduran mürit, bir gün feryat ettiğinde mürşidi omzuna dokunarak onu bu işten azat ettiğini bildirmiş ve kendisine cennetlik diye seslenmiştir. Bu hitap, adı olarak kalmıştır. yılında 90 yaşında vefat eden Cennet Efendi’nin türbesi, Rabia Hanım tarafından 1287 (1870-1871) yılında ihya edilmiştir. Hikaye, Celveti geleneğinde en düşük görülen hizmetin manevi mertebeye dönüşebileceği yönündeki temel öğretinin somut örneğidir.
Süt Baba türbesinde kimler medfundur?
Nuhkuyusu Caddesi üzerindeki açık türbede Selim Sultan Dede ile nenesine ait iki kabir bulunur. Şahidelerde “Kutbu’l-arifin Selim Dede Sultan” ibaresi yazılıdır. Türbe, Üsküdar’ın halk maneviyatı haritasındaki duraklardan biridir.
Bu kabir, Asadar Baba türbesiyle birlikte, Üsküdar’ın yalnızca büyük külliyelerle değil, sokak aralarına dağılmış küçük ölçekli ziyaret noktalarıyla da örülü bir manevi coğrafya olduğunu gösterir. Fevziye Hatun Camii’nin çevresini dolaşan bir ziyaretçi, birkaç yüz metre içinde 17. yüzyıl Celveti mirasından 19. yüzyıl göçmen mabedine, oradan halk inanışlarının şekillendirdiği açık türbelere uzanan katmanlı bir güzergah kat eder.
Bitişikteki Bülbüldere (Selânikliler) Mezarlığı
Bülbüldere Mezarlığı neden Selânikliler Mezarlığı olarak anılmaktadır?
Kabristan, Selanik kökenli Sabetayist cemaatin İstanbul’daki başlıca defin alanı olduğu için bu adla anılır. Alanda ağırlıklı olarak Karakaş kolundan, az sayıda da Kapancı kolundan mezar bulunur. Kamuoyunda “Sabetayist Mezarlığı” olarak da bilinir.
Vikipedi maddesinde ve Prof. Dr. Ekrem Buğra Ekinci’nin Sabataycılık üzerine çalışmasında belirtildiği üzere bu topluluk, 17. yüzyılda İzmir’de mesihliğini ilan eden Sefarad kökenli haham Sabatay Sevi’nin (1626-1676) izinden gelmektedir. Cemaat geleneğinde Sabatay Sevi ve onun tayin ettiği yirmi altı halifenin soyundan gelmeyen kimsenin buraya defnedilemediği aktarılır; bu soydan olmayan aileler ise Aşiyan, Feriköy, Zincirlikuyu veya Karacaahmet’teki cemaat adalarına defnedilirdi. Selanik doğumlu yazar Münevver Ayaşlı hatıratında, bu kabristanın son derece bakımlı olduğunu ve görünüm olarak bir İslam mezarlığından çok Hristiyan mezarlıklarını andırdığını kaydeder. Kabristan böylece, bitişiğindeki caminin İslami mimari kimliğiyle keskin bir görsel karşıtlık oluşturur.
Mezarlıktaki defin gelenekleri nasıl şekillenmiştir?
Defin geleneği cemaat kolları arasındaki sınırlarla çizilmiştir. Kapancılar kabristanı yoğun olarak 1935 yılına kadar kullanmış, sonrasında bu bölüm bakımsız kalmıştır. Karakaş bölümü ise halen aktif ve bakımlıdır.
Kaynaklarda aktarıldığı üzere Karakaş defin geleneğinde, yer darlığı ve cemaat içi birlik gerekçesiyle tek bir mezara mükerrer gömü yapılması yaygın bir uygulamadır. yılından sonra ise kabristana dışarıdan Müslümanların da defnedilmesine izin verilmeye başlanmıştır. Araştırmacılar, mezarların büyük çoğunluğunun İslami defin kuralının aksine kıbleye yönelmediğini ve mermer sandukalarla tamamen kapatıldığını kaydetmişlerdir. Yakınlarını ziyaret eden yaşlı kadınların mezar taşını öpüp üzerine küçük bir taş bırakması da araştırmacıların gözlemlediği ayırt edici pratikler arasındadır.
Mezar taşlarındaki semboller hangi anlamlara gelmektedir?
Kabristanın Selânikliler bölümü, İslam mezar mimarisinin sadelik esasından ayrışan bir semboller topluluğu barındırır. Salim Meriç’in Odatv araştırma dosyasında bu simgeler Kabala mistisizmi ve Masonik literatürle ilişkilendirilerek çözümlenmiştir. Başlıca sembol grupları on başlıkta toplanır.
- Tokalaşan iki el (Clasped Hands): Sağdan ve soldan uzanarak birbirini kavrayan iki el figürü. Tevrat kaynaklı yorumda Yakov’un Tanrı ile yaptığı ahdi temsil ettiği, Albert Gallatin Mackey’nin Encyclopedia of Freemasonry adlı eserinde ise masonik kardeşliği ifade ettiği belirtilir. Aynı motif, New York Brooklyn’deki Bet David Mezarlığı ile Texas State Mason Mezarlığı’nda da görülür.
- Obelisk (dikilitaş): Tek parça mermerden, tepe noktası piramitle son bulan dikey sütunlar. Rachel Hachlili’nin Jewish Funerary Customs adlı çalışmasında bu Eski Mısır kökenli formun iki gerekçesi sıralanır: Kabala’nın kozmik tezahür şemasındaki yeri ve Mısır’daki kölelik döneminin dayanışma hafızası. John A. Weisse’in Obelisk and Freemasonry kitabında ise dikilitaş, Süleyman Tapınağı sütunlarına ilham veren güç ve kudret tasviri olarak tanımlanır.
- Örtülü sütun (Draped Column): Sütun veya obelisk üzerinden aşağı sarkan kıvrımlı mermer örtü tasviri. Erken yaşta yarım kalmış ömürleri ve ölümün gizem perdesini simgelediği belirtilir. Brooklyn’deki Beth Abraham, Beth Yakov ve Salem mezarlıklarında birebir örnekleri bulunur.
- Üç sütun kabartması: Yan yana işlenmiş üç mermer sütun. Tanju Koray’ın Çırak Kalfa Usta adlı çalışmasında bu üçlünün Kabala’daki Sefirot isimleriyle örtüştüğü aktarılır: Chochmah (hikmet, yüksek zeka), Geburah (adalet, güç), Chesed (merhamet, sevgi). Aynı kaynakta, görüneni görünmeyene bağlayan dördüncü sütun Binah’ın ölümlü gözlere görünmediği belirtilir.
- Akasya dalları: Obelisk yüzeylerine kabartma olarak işlenen veya sanduka kenarlarını süsleyen yapraklar. Tevrat’ın Çıkış bölümünde RAB için toplanması emredilen kutsal maddeler arasında akasya dalı da sayılır. Masonik literatürde ise sonsuzluğu ve ruhun ölümsüzlüğünü simgeler; baş mimar Hiram Abiff’in gömüldüğü yeri işaretleyen dala atıfla üstat derecesinin alameti sayılır.
- Jakin ve Boaz sütunları: Anıtsal mezarların girişindeki ikili mermer dikitler. Süleyman Tapınağı girişindeki sağdaki Jakin ve soldaki Boaz sütunlarını temsil eder; maddi dünyadan ruhani dünyaya geçiş eşiği olarak yorumlanır.
- Ahit Sandığı tasvirleri: Dört mermer direk üzerine oturtulmuş sandık formundaki mezarlar. Hz. Musa’nın On Emir levhalarını muhafaza ettiği Ahit Sandığı’na gönderme yaptığı belirtilir. New Orleans Yahudi Mezarlığı’nda aynı formda mezar taşları bulunur.
- Kabala ışık sembolü: Dairesel bir merkezden her yöne yayılan güneş ve ışık çizgileri. Kelime anlamı “ışık” olan Zohar tefsirine ve ilahi nura kavuşma inancına işaret ettiği kaydedilir. Prag’daki Michalov Mezarlığı ile Chicago’daki Mt. Carmel Mezarlığı’nda benzerleri mevcuttur.
- Çerçeveli porselen portreler: Mezar taşlarının baş ucunda, oval veya dikdörtgen mermer kabartma çerçeveler içine yerleştirilmiş, dönemin giyim kuşamını yansıtan portre fotoğrafları. İslam mezar geleneğindeki tasvir yasağının dışına çıkıldığının en açık göstergesidir.
- Şifreli mersiyeler: Portrelerin altında veya taşın yan yüzlerinde yer alan, çift kimlikli varoluşun trajedisini anlatan şiirler. Bu epigrafik ağıtların en çok bilineni, sırrın saklandığını ve dile getirilmediğini anlatan tek dizelik ifadedir; kaynaklarda bu dize, gizlilik kuralının mermere kazınmış en net itirafı olarak yorumlanır.
Sabatay Sevi kimdir ve cemaatin inanç esasları nasıl şekillenmiştir?
Sabatay Sevi, yılında İzmir’de Sefarad kökenli bir ailede doğmuştur. Talmud ve Kabala eğitimi alarak kutsal metinlerin batıni yorumlarında derinleşmiş, 1648 yılında kendisini Yahudi Mesihi ilan etmiştir. 1666’da Edirne Sarayı’nda görünüşte Müslüman olarak Mehmet Aziz Efendi adını almıştır.
Prof. Dr. Ekrem Buğra Ekinci’nin çalışmasında aktarıldığına göre bu iddia, Avrupa’da pogromlar ve sürgünlerle boğuşan Yahudi topluluklar arasında büyük yankı bulmuş; mesaj İzmir, Selanik ve İstanbul’un yanı sıra Amsterdam ve Hamburg’a kadar ulaşmıştır. Sabatay Sevi, kıyametin başlangıcı saydığı 1666’da dualarda padişahın ismini kaldırıp yerine kendi adını koymuş, dünyayı 38 krallığa ayırarak adamlarını buralara tayin etmiştir. İstanbul hahambaşının şikayetiyle tutuklanıp Çanakkale’ye sürgün edilmiş, faaliyetlerini sürdürünce Sultan IV. Mehmed Han’ın huzuruna çıkarılmıştır. Dönemin Şeyhülislamı Vânî Mehmed Efendi bu ihtidanın samimiyetsizliğine kanaat getirdiğini, ancak dinin görünüşe itibar ettiğini kaydetmiştir. Sadrazam Fazıl Ahmed Paşa tarafından sorgulandıktan sonra Arnavutluk’un Ülgün şehrine sürülmüş ve 1675-1676 yılında orada vefat etmiştir.
Sürgün yıllarında neşredilen ve cemaatin inanç omurgasını oluşturan 18 Prensip külliyatının maddeleri kaynaklarda şöyle sıralanır:
- Allah birdir ve Sabatay Sevi mesihtir.
- Yalan yere yemin edilmeyecektir.
- Allah’ın ve Mesih’in adı anıldığında hürmet edilecektir.
- Mesih’in sırrını anlamak üzere toplantılar yapılacaktır.
- Adam öldürülmeyecektir.
- Zina edilmeyecektir.
- Yahudi takviminin dokuzuncu ayı Kislev’in on altıncı günü bayram yapılacaktır.
- Yalan şahitlik edilmeyecektir.
- Birbirlerine mürüvvet ve merhametle davranılacaktır.
- Her gün gizlice Mezamir okunacaktır.
- Müslümanların adetlerine ve zahiren ibadetlerine uyulacaktır.
- Oruç tutulacaktır.
- Kurban kesilecektir.
- Müslümanlarla evlenilmeyecektir.
- Müslüman bayramlarına hürmet gösterilecektir.
Sabetayist cemaat hangi kollara ayrılmıştır?
Cemaat, Sabatay Sevi’nin ölümünden yaklaşık yüz yıl sonra üç ana gruba bölünmüştür: Yakubîler, Karakaşlar ve Kapanîler. Bülbüldere Kabristanı’nın aktif ve bakımlı bölümü Karakaşlar’a aittir. Kapancı bölümü ise 1935 sonrasında defin yapılmadığı için bakımsız kalmıştır.
- Yakubîler: Sabatay Sevi’nin kayınbiraderi Yakub Qerido’yu sonraki mesih kabul eden koldur. Osmanlı toplumunda rahat yaşayabilmek adına gelenekten erken dönemde uzaklaşmıştır; Cumhuriyet döneminde askeri ve mülki bürokraside yer almıştır. Gömü alanı olarak Feriköy Mezarlığı’nı kullanırlar.
- Karakaşlar: Sabatay Sevi’nin ruhunun Osman Baruhya Ruso’ya geçtiğine inanan koldur. Ananeyi ve gizli ritüelleri en katı biçimde sürdürmeye çalışmıştır; küçük esnaflık ve tekstil ticaretiyle meşgul olmuş, İttihatçıların önemli bir kısmı bu koldan çıkmıştır.
- Kapanîler: Osman Baruhya Ruso’nun liderliğini reddedip doğrudan Sabatay Sevi geleneğini sürdüren koldur. Mübadeleyle Türkiye’ye geldikten sonra kimliklerinden hızla sıyrılma kararı almış, sanayi ve dış ticarette etkin olmuşlardır.
Kaynaklarda aktarıldığına göre cemaat içi kast yapısı katıdır; fırkalar birbirlerinden ve dışarıdan kız alıp vermezlerdi. Dışlanan kişi aforoz edilmez, sadakaları kabul edilir, takvimleri paylaşılır ve cenaze işleri yapılırdı; yalnızca dini ritüellere kabul edilmezdi. Cemaat içi yardımlaşma fonuna “Sorma Ver” adı verilirdi. En mühim günleri 21 Mart kuzu bayramıdır. Tasavvufi tarikatlarla temas da yaygındı: cemaat içinden Bektaşi, Mevlevi ve Melami şeyhleri, hatta 1748’de vefat eden Hayatiîzâde Emin Efendi gibi şeyhülislamlar çıkmıştır. Kasımpaşa Mevlevi Dergahı dedesi şair Esat Dede (ö. 1911) de bir Kapancı idi.
Cemaat içi evlilik kuralı nasıl çözülmüştür?
Kast yapısının çözülmesindeki en önemli tarihsel eşik, gazeteci Zekeriya Sertel ile Karakaş cemaatine mensup Sabiha Sertel’in evliliğidir. Bu nikah, cemaat dışına verilen ilk evlilik örneklerinden biri olarak kaydedilmiştir. Zekeriya Sertel süreci “Hatırladıklarım” adlı eserinde ayrıntılı biçimde anlatır.
Sertel’in aktardığına göre İttihat ve Terakki genel merkez komitesinin ünlü üyesi Doktor Nazım kendisini çağırmış ve bu evliliğin yüzyıllardır birbirinden ayrı duran iki topluluğun kaynaşmasına yol açacağını, dönmelik kastına ağır bir darbe indireceğini söylemiştir. Nikahta kız tarafının vekilliğini, kendisi de Karakaş kolundan olan dönemin Sadrazamı Talat Paşa; Zekeriya Sertel’in vekilliğini ise Cumhuriyet’in Dışişleri Bakanı Tevfik Rüştü Aras üstlenmiştir. Bu evlilik, cemaatin kapalı yapısının Cumhuriyet’in ilanından sonra İstanbul’da çözülmeye başlamasının simgesel dönüm noktası sayılır.
Kabristanda Medfun Seçkin Şahsiyetler
Bülbüldere Mezarlığı’nda hangi tarihi şahsiyetler medfundur?
Kabristan, Türkiye’nin eğitim, edebiyat, sanat ve siyaset tarihinde kilit roller oynamış çok sayıda ismin ebedi istirahatgahıdır. Aralarında Şemsi Efendi, Hasan Tahsin, Yusuf Atılgan ve Azra Erhat gibi isimler bulunur. Liste, cemaatin modernleşme tarihindeki ağırlığını gösterir.
- Şemsi Efendi (Simon Zwi, 1851-1917): Karakaş cemaatinin dini ve seküler önderlerinden, modern eğitimin öncüsü maarifçi.
- Hasan Tahsin (Osman Nevres, 1888-1919): İzmir’in işgali sırasında kordonda ilk kurşunu sıkan gazeteci ve yazar.
- Yusuf Atılgan (1921-1989): “Anayurt Oteli” ve “Aylak Adam” romanlarının yazarı, öncü edebiyatçı ve öğretmen.
- Ali Ulvi Elöve (1881-1975): Şair, dilci, öğretmen ve çevirmen.
- Azra Erhat (1915-1982): Hümanist yazar, arkeolog ve mitoloji çevirmeni.
- Selanikli Ahmet Efendi (1868-1927): Klasik Türk müziğinin göçmen bestekarı.
- Halil Vehbi Eralp (1907-1994): Edebiyat profesörü ve matematikçi.
- Ferih Egemen (1916-1978): Tiyatro oyuncusu, yönetmen ve seslendirme sanatçısı.
- Muhteşem Durukan (1926-1988): Sinema oyuncusu ve yönetmen.
- Erdoğan Özeren (1938-2012): Tiyatro ve sinema oyuncusu.
- Uğurtan Aksel (1936-2017): Türkiye’nin yetiştirdiği önemli arp sanatçılarından.
- Oğuz Gözen (1946-2015): Yeşilçam’ın üretken film yönetmenlerinden.
- Recep Ercüment Konukman (1933-2014): Diş hekimi, siyasetçi ve eski devlet bakanı.
- Değer Deniz (1976-2015): Genç yaşta hayatını kaybeden müzisyen.
Şemsi Efendi’nin Türk eğitim tarihindeki yeri nedir?
Şemsi Efendi (1851-1917), modern eğitim yöntemlerinin Osmanlı coğrafyasındaki öncülerinden biridir. Selanik’te kendi adını taşıyan mektebi kurmuştur. Mustafa Kemal Atatürk’ün ilk öğretmenliğini bu okulda yapmıştır.
Kaynaklarda belirtildiği üzere kabri, bu kabristanın en çok ziyaret edilen tarihi noktalarından biridir. Şemsi Efendi’nin kurduğu mektep, ezberci usulden uzaklaşarak yeni pedagojik yöntemleri uygulayan kurumlar arasında sayılır. Onun mezarının Bülbüldere’de bulunması, kabristanı yalnızca bir cemaat defin alanı olmaktan çıkarıp Türkiye’nin eğitim tarihine dair somut bir hafıza mekanına dönüştürmüştür.
Restorasyonlar ve Özgünlük
1991 yılında camide hangi değişiklik yapılmıştır?
1991 yılında, Şeref Ali ve Zekeriya adlı iki hayırseverin mali desteğiyle caminin yanına betonarme malzemeden ilave bir cemaat bölümü eklenmiştir. Bu ek, cemaat hacmini genişletmiştir. Ancak yapının özgün cephesini kapatmıştır.
Eklenti, kısa vadede kapasite sorununu çözmüş olsa da mabede orijinal olmayan “muhdes kısımlar” kazandırmıştır. tarihli özgün taş ve tuğla cephe bu betonarme kütlenin ardında kalmış, yapının estetik bütünlüğü zedelenmiştir. Buna ilave olarak cepheye zamanla çimento esaslı sıvalar ve boyalar uygulanmış, tarihi malzeme dokusu görünmez hale gelmiştir. Bu müdahaleler, geç dönem Osmanlı mahalle camilerinin 20. yüzyıl boyunca maruz kaldığı tipik iyi niyetli fakat koruma ilkelerine aykırı genişleme pratiğinin örneğidir.
2021-2023 restorasyonu hangi yöntemle yürütülmüştür?
Restorasyon, Üsküdar Belediyesi’nin kurul kararları doğrultusunda yılında başlattığı bilimsel bir proje kapsamında yürütülmüştür. Çalışma, Üsküdar Belediyesi, İstanbul Valiliği ve hayırsever Ekşioğlu ailesi ortaklığıyla gerçekleştirilmiştir. Yöntem, muhdes eklerin kaldırılması ve özgün dokunun ihyası üzerine kurulmuştur.
Üsküdar Belediyesi proje kayıtlarında restorasyon metodolojisi dört aşamada tanımlanır:
- Muhdes kısımların arındırılması: 1991 yapımı betonarme ekler ile sonradan cepheye uygulanan çimento esaslı sıva ve boyalar titizlikle raspalanarak yapıdan sökülmüştür.
- Özgün örgü dokusunun ihyası: Sıvaların altından çıkan 1882 tarihli özgün taş ve tuğla duvarlar temizlenmiş, derz dolguları yenilenmiş ve yapı statik olarak güçlendirilmiştir.
- Özgün planda restorasyon: Pencereler, söveler, saçaklar ve minare, kurul kararları çerçevesinde aslına uygun ahşap ve taş malzemeyle yeniden üretilmiştir.
- Derslik alanı entegrasyonu: Tescilli parsel sınırları içerisine, tarihi dokuya zarar vermeyecek konumda modern bir derslik ve ek hizmet yapısı inşa edilmiştir.
Bu süreç sonunda mabet, asıl ibadet alanı olan 40-50 metrekarelik özgün boyutlarına kavuşturulmuş, bodrum katına modern lavabolar eklenmiştir. Yaklaşım, tarihi kütleyi büyütmek yerine ona dokunmadan ihtiyaç hacmini ayrıştırma ilkesine dayanır.
Cami restorasyon sonrası ne zaman yeniden ibadete açılmıştır?
Cami, 6 Ekim tarihinde yeniden ibadete açılmıştır. Açılış, cuma namazı öncesinde düzenlenen resmi bir tören ve Kur’an tilavetiyle gerçekleşmiştir. Törene İstanbul Valisi Davut Gül ve Üsküdar Belediye Başkanı Hilmi Türkmen katılmıştır.
Arkeolojik Haber ve Hibya Haber Ajansı’nın Ekim 2023 tarihli haberlerinde aktarıldığı üzere açılış, iki yılı aşan bir koruma çalışmasının kapanışıdır. Yapı, muhdes eklerinden arındırılmış özgün silüetiyle ve yanında konumlanan yeni derslik binasıyla birlikte hizmete girmiştir. Restorasyon sonrası tablo, koruma pratiği açısından somut bir kazanım sunar: 1882 tarihli tescilli tarihi bina kendi ölçeğine kavuşurken, cemaatin ihtiyaç duyduğu 110 kişilik ilave hacim ayrı bir yapı olarak sağlanmıştır. Böylece mabet, hem tarihi belge hem de yaşayan ibadet mekanı niteliğini birlikte sürdürmektedir.
Hikayeler ve Rivayetler
Asadar Baba türbesi hakkında hangi halk inanışı anlatılmaktadır?
Rivayete göre Üsküdar ahalisi, yürümesi geciken çocuklarını avlu kapısındaki ulu çınarın altında bulunan Asadar Baba kabrine getirirdi. Çocuklar dualar eşliğinde türbenin etrafında yürütülürdü. Halk arasında aktarılır ki çocuklar bu ziyaretin ardından şifa bulup yürürlerdi.
Bu anlatı, Üsküdar’ın halk maneviyatında sıkça karşılaşılan şifa ritüellerinin yerel bir örneğidir. Rivayet, tarihsel bir kayıt değil sözlü hafızanın ürünüdür; ancak kabrin mahalle hayatındaki yerini anlamak bakımından değerlidir. Halk arasında ayrıca aktarılır ki, İkinci Meşrutiyet’in ilan edildiği 1908 yılından evvel her bayramda bu iki çatallı çınarın gölgesinde büyük bayram yerleri kurulur, vadi ahalisi burada toplanırdı. Çınar böylece hem şifa hem de neşe ritüellerinin ortak ekseni olarak anılır.
Bülbüldere adının kaynağı hakkında hangi rivayet anlatılmaktadır?
Rivayete göre semte “Bülbülderesi” adının verilmesinin arkasında Osmanlı saray mimarı Krikor Balyan’ın bülbüllere duyduğu tutku yatmaktadır. Anlatıldığına göre mimar, konağının çevresinde yüzlerce bülbül beslerdi. Bu rivayet, ismin ekolojik kökeniyle birlikte anılır.
Halk arasında aktarılan bu anlatıya göre Krikor Balyan, boş vakitlerinde vadiye iner ve kuşların namelerini dinlemeyi en büyük huzur kaynağı sayardı. Rivayetin belgesel dayanağı, tarihçi Harutyun Mırmıryan’ın mimarın bülbül merakına dair aktarımıdır; ancak semtin adının doğrudan bu meraktan doğduğu iddiası kesin bir tarihsel kayıt değil, rivayet düzeyinde kalmaktadır. Bölgenin adının, vadinin kendi doğal fauna zenginliğinden neşet ettiği yönündeki açıklama da kaynaklarda paralel olarak yer alır.
Vadi hakkında Sabetayist folklorda hangi inanış aktarılmaktadır?
Sabetayist inanışta vadi, eskatolojik bir anlam taşır. Rivayete göre beklenen Mesih bir gün bu vadiye gelecek ve bülbüllerin şarkılarını huşu içinde dinleyecektir. Bu sebeple vadi, cemaat hafızasında kutsal bir coğrafi referans olarak yer etmiştir.
Aynı rivayet geleneği içinde, Sabatay Sevi’nin ölümünden sonra müritlerinin onun aslında ölmediğine ve gizlice geri döneceğine inandıkları aktarılır. Halk arasında ayrıca aktarılır ki cemaat, Sabatay Sevi’nin adını açıkça anmamak için ona “Sütçü Baba” der ve onun adına süt ile bal adardı. Üsküdar’ın halk anlatılarında yer alan bir başka rivayet ise Nuhkuyusu Caddesi üzerindeki Süt Baba ile ilgilidir: anlatıya göre bu zat, çocuk yaştaki Karacaahmet Sultan’a süt temin eden yahut kimsesiz çocuklara şefkat gösteren ulu bir kişidir. Bu anlatıların tamamı rivayet kategorisindedir ve tarihsel belge niteliği taşımaz.
Sonuç
Bülbüldere Fevziye Hatun Camii, mimarlık tarihine anıtsal ölçeğiyle değil, üzerinde taşıdığı katmanların yoğunluğuyla girer; bir kadının vakfettiği arsa, Selanik’ten sürülen bir cemaatin topladığı bağış, Şair Rafet’in mabedi ölülerin şefaatçisi olarak kişileştiren kitabesi, avlu kapısında bekleyen 17. yüzyıl Celveti dervişinin kabri ve duvarın öte yanında bambaşka bir sembol dünyasıyla uzanan Selânikliler Kabristanı, hepsi 746 metrekarelik tek bir parselde buluşur. Bülbüllerin göç ettiği, deresi asfaltın altında kalan bu vadide mabet, adını artık var olmayan bir coğrafyadan alarak ayakta durmayı sürdürür ve 2023 yılında özgün ölçeğine kavuşturulmasıyla İstanbul’un en yoğun, en çok katmanlı mikro-tarihsel köşelerinden birinin sessiz merkezi olmaya devam eder.
Kaynakça
- Bülbüldere Fevziye Hatun Cami – Üsküdar Belediyesi Proje Kayıtları.
- Bülbüldere Fevziye Hatun Camii, Konumu, Fotoğrafları ve Hakkındaki Bilgiler – Kültür Envanteri, KE No: 7922.
- Fevziye Hatun (Bülbülderesi) Cami, Üsküdar – Erol Şaşmaz, Tarihi Mekanlar Kişisel Ansiklopedisi.
- Charitable Activities: Architectural Patronage and Endowments (Chapter 6), Life after the Harem – Betül İpşirli Argit, Cambridge University Press, 2020.
- Asadar Baba / Üsküdar – Evliya, Sahabe, Peygamber Kabirleri Envanteri.
- 30 yılın ardından dağarcığımdakilerle Üsküdar’ın Bağlarbaşı’sı, Bölüm V – L. Civelekoğlu Araştırma Notları.
- 360 Derece Dönmek: Sabataycılık ve Dönmeler – Prof. Dr. Ekrem Buğra Ekinci, 2009.
- İşte Türkiye’nin En Merak Ettiği Mezarlık – Salim Meriç, Odatv Araştırma Dosyası, 2010.
- Bülbüldere Mezarlığı – Vikipedi Özgür Ansiklopedi.
- Restorasyonu tamamlanan Bülbülderesi Fevziye Hatun Camii ibadete açıldı – Arkeolojik Haber, Ekim 2023.
- Üsküdar’da restorasyonu tamamlanan Bülbülderesi Fevziye Hatun Camii açıldı – Hibya Haber Ajansı, 2023.
Bülbüldere Fevziye Hatun Camii’nin Ziyaret ve Ulaşım Bilgileri
Bülbüldere Fevziye Hatun Camii’nin ziyaret saatleri nelerdir?
Cami, beş vakit namaz kılınan aktif bir ibadethanedir ve sabah namazıyla açılıp yatsı namazının ardından kapanır. Ziyaret için özel bir kısıtlama bulunmaz. Turistik amaçlı ziyaretler için 09:00 – 18:00 saatleri uygundur. Ziyaretler ücretsizdir.
Mimari ve tarihi dokuyu incelemek isteyen ziyaretçilerin, ibadet eden cemaati aksatmamak adına namaz vakitlerinin dışındaki saatleri tercih etmeleri önerilir. Avlu kapısındaki Asadar Baba kabri ve karşıdaki Valide Kethüdası Çeşmesi de aynı ziyaret güzergahı içinde görülebilir. Gündüz saatleri, kitabenin sülüs hattını ve restorasyonda ortaya çıkarılan özgün taş ve tuğla örgüsünü doğal ışık altında incelemek için en uygun zaman dilimidir.
Bülbüldere Fevziye Hatun Camii’ne toplu taşıma ile nasıl gidilir?
Cami, Üsküdar’ın merkezi bir noktasında yer aldığı için toplu taşıma ağlarına oldukça yakındır. En pratik seçenek M5 Üsküdar-Çekmeköy metro hattıdır. Fıstıkağacı Metro İstasyonu’nda inildiğinde camiye yürüyerek kısa sürede ulaşılır.
Otobüs ve minibüs tercih edecek ziyaretçiler için Üsküdar merkezden Bağlarbaşı, Cumhuriyet Caddesi veya Selami Ali Caddesi istikametine giden tüm hatlar kullanılabilir. Cami, Bülbüldere ile Bağlarbaşı arasındaki yol üzerinde, köşe başında konumlandığı için araçtan inildiğinde kolaylıkla fark edilir. Yapının tek şerefeli minaresi, yoğun mahalle dokusu içinde yön bulmayı kolaylaştıran belirgin bir referans noktasıdır.
Bülbüldere Fevziye Hatun Camii’ne özel araçla nasıl ulaşılır ve otopark durumu nedir?
Özel araçla ulaşım için Üsküdar merkezden Selman-ı Pak Caddesi veya Cumhuriyet Caddesi rotası takip edilerek Bülbüldere Mezarlığı yönüne sapılmalıdır. Cami, Selânikliler Sokağı ile kesişim noktasındadır. Caminin kendisine ait ziyaretçi otoparkı bulunmamaktadır.
Yapı, kent içi yoğun bir mahalle dokusunda yer aldığından sokak üzerindeki park alanları kısıtlıdır. Araçlarını park etmek isteyen ziyaretçilerin çevredeki İSPARK alanlarını veya Bağlarbaşı ile Fıstıkağacı bölgelerindeki özel otoparkları kullanmaları tavsiye edilir. Camiye yaya olarak yaklaşmak, hem park sorununu ortadan kaldırır hem de çevredeki tarihi çeşmeleri ve kabristanın sınır duvarını yol üzerinde görme imkanı sunar.
Bülbüldere Fevziye Hatun Camii’nin cemaat kapasitesi ne kadardır?
Caminin toplam cemaat kapasitesi restorasyon sonrasında 150 kişi olarak optimize edilmiştir. Bu kapasite iki ayrı hacme dağılmıştır. Tarihi ana harim 40 kişilik, ek derslik ve ibadet alanı ise 110 kişiliktir.
Bu dağılım, restorasyonun temel koruma kararının doğrudan sonucudur. Yapıya 1991 yılında eklenen betonarme bölüm kaldırıldığında tarihi bina özgün küçük ölçeğine döndürülmüş, bu nedenle ana harim kapasitesi 40 kişide sabitlenmiştir. Kapasite kaybını telafi etmek üzere parsel içine konumlandırılan 1 bodrum ve 2 normal katlı ek hizmet yapısı, 110 kişilik ilave kullanım alanı sağlamıştır. Restorasyon öncesi dönemde anılan yaklaşık 350 kişilik kapasite ise yapının muhdes eklerle genişletilmiş eski haline aittir ve güncel resmi kayıtları yansıtmaz.
