folder_openÜsküdar, Camiler, Tarihi Camiler

Hamdullah Paşa Camii , Üsküdar

Bir sadrazamın kürek çektiği kıyıya, gösterişten arınmış bir mabet olarak bıraktığı tevazu abidesi.

 

Boğaz’ın serin suyunun Çengelköy sahiline dokunduğu noktada, asırlık bir çınarın gölgesine sığınmış sessiz bir mabet bekler: Hamdullah Paşa Camii. Yapı, saray kayıklarında kürek çekerek sadaret makamına yükselen Kaptan-ı Derya ve Sadrazam Hamdullah Paşa tarafından hayrat olarak kurulmuştur. Geç Dönem Osmanlı mahalle mescidi ölçeğinde, kubbesiz ve şerefesiz minareli silüetiyle selatin camilerinin anıtsal diline bilinçli bir mesafe koyar. Çengelköy Mahallesi, Çınarlı Cami Sokak üzerindeki bu mütevazı hacim, İstanbul’un en zarif tevazu abidelerinden biri olarak Çınaraltı Meydanı ile bütünleşmiş halde ayaktadır.

Tarihsel Bağlam ve Vakıf Süreci

Hamdullah Paşa Camii hangi tarihte ve kim tarafından inşa edilmiştir?

Cami, Kaptan-ı Derya ve Sadrazam Hamdullah Paşa tarafından ile yılları arasında Çengelköy’de kurulmuştur. Kaynaklar yapının yılında tamamlanarak ibadete açıldığını kabul eder.

Yapının doğum tarihi, banisinin devlet kariyerindeki iki ayrı zirveye denk gelir. Çengelköy monografisinde belirtildiği üzere bir grup kayıt inşayı Kaptan-ı Deryalık dönemine, yani ile arasına yerleştirir. Resmi siciller ise yapının tamamlanmasını sadaret yılı olan olarak verir. Bu iki tarih arasındaki mesafe, Osmanlı hayrat geleneğinin doğasını da açıklar: bir mabet, banisinin rütbesiyle birlikte olgunlaşır ve makam yükseldikçe tamamlanır. Çengelköy’ün denizci ve esnaf nüfusu için kurulan mescit, imparatorluğun dönüşüm sancıları çektiği bir dönemde, ihtişamdan değil ihtiyaçtan doğmuştur.

Hamdullah Paşa Camii’nin inşa tarihi kaynaklarda neden farklı kayıtlıdır?

Kaynak ayrışmasının nedeni, inşanın başlangıcı ile tamamlanışının farklı görev dönemlerine düşmesidir. Bir grup kayıt Kaptan-ı Deryalık yıllarını, resmi siciller ise sadaret yılını esas alır.

Akademik literatürdeki bu ikilik, bir hata değil, kayıt geleneğinin doğal sonucudur. Çengelköy üzerine hazırlanan mimari ve tarihsel analizde belirtildiği üzere, inşaat süreci Hamdullah Paşa’nın donanma görevi sırasında başlamış olabilir; ancak vakıf kaydı ve ibadete açılış, en yüksek makama ulaştığı yılda tescillenmiştir. Bu nedenle istanbuldakiCamiler.com arşiv notu her iki tarihi de saklar, hiçbirini diğerine feda etmez. Bir yapının tarihini tek bir yıla indirgemek, o yapının kuruluş hikayesini fakirleştirmek anlamına gelir. Burada iki tarih, aynı niyetin iki farklı anıdır.

Hamdullah Paşa Camii neden bir mahalle mescidi ölçeğinde tasarlanmıştır?

Cami, Çengelköy iskelesi çevresindeki denizci ve esnaf mahallesinin günlük ibadet ihtiyacını karşılamak amacıyla, banisinin kendi yalı kompleksinin bir parçası olarak küçük ölçekte inşa edilmiştir.

Çengelköy monografisinde vurgulandığı üzere yapı, kubbe merkezli selatin üslubundan bilinçli bir kopuşu temsil eder. Bu bir imkansızlık değil, bir tercihtir; çünkü aynı yıllarda devletin en yüksek makamında bulunan bir banisi vardır. Mabedin ölçeği, hizmet ettiği cemaatin ölçeğidir. Kayıkçıların, kalafat ustalarının ve sahil esnafının namaz vakitlerinde yürüyerek ulaşabileceği kadar yakın, günlük hayatın içine gömülü bir hacim tasarlanmıştır. Boğaziçi’nin sivil mimari diline yakın duran bu yaklaşım, ibadet mekanını mahallenin dokusundan koparmayan bir şehircilik anlayışının ürünüdür.

Hamdullah Paşa Camii halk arasında hangi isimlerle anılır?

Yapı halk arasında “Abdullah Paşa Camii” ve semtin simgesi olan ağaçtan gelen “Çınarlı Camii” adlarıyla anılır. Her iki isim de yerel hafızada eş değerde kullanılmaktadır.

Tarihi İstanbul kaydında ve istanbuldakiCamiler.com arşiv notunda yapının çoklu adlandırması açıkça belirtilir. Bu isim çeşitliliği, mabedin şehir hafızasındaki yerini gösterir: resmi sicil banisini, halk dili ise mekanı işaretler. Çengelköy sakini için cami, üzerinde “780 yaşında” yazan ulu çınarın altındaki mescittir; ağaç ile mabet aynı adı paylaşacak kadar iç içe geçmiştir. Bir yapının halk tarafından yeniden adlandırılması, o yapının artık mimari bir nesne değil, mahallenin ortak varlığı sayıldığının en açık göstergesidir.

Bâni Hamdullah Paşa’nın Hayatı ve Devlet Kariyeri

Hamdullah Paşa kimdir ve nasıl bir aileden gelmektedir?

Hamdullah Paşa, Çengelköy iskelesi kayıkçılarından Safranbolulu Yalnızkürek Ali Ağa’nın oğludur. Yıllarca babasının yanında kürek çekmiş, fiziksel gücü ve maharetiyle dikkat çekerek saray hizmetine alınmıştır.

Biyografik kayıtlarda aktarıldığı üzere Paşa’nın hikayesi, Boğaz’ın suyunda başlar. Yirmi beş yaşlarında Saray-ı Hümayun Hamlacılar Ocağı’na girmiş; saltanat ve tebdil kayıklarında kürek çekerek Sultan II. Mahmud Han Hazretleri’nin teveccühünü kazanmıştır. Bu detay, caminin konumunu da anlamlı kılar: mabet, banisinin doğup büyüdüğü, ilk küreğini çektiği iskelenin hemen yanına kurulmuştur. Hayrat, bir minnet borcunun mimari karşılığıdır. Çengelköy’e dönen paşa, yükseldiği makamın ihtişamını değil, ayrıldığı mahallenin ölçüsünü esas almıştır.

Hamdullah Paşa hangi devlet görevlerinde bulunmuştur?

Paşa sırasıyla Bostancıbaşılık (), Sipahiler Ağalığı ve Büyük İmrahorluk (), vezirlik rütbesiyle Kaptan-ı Deryalık () ve Sadrazamlık () görevlerinde bulunmuştur.

Biyografik kayıtlarda aktarıldığına göre Bostancıbaşılık döneminde İstanbul’un asayişinden sorumlu olmuş; rütbesi öyle bir noktaya ulaşmıştır ki Sadrazam dahi kendisine doğrudan emir verememiştir. Kaptan-ı Deryalık görevinde ise disiplinsiz kalyoncu neferlerini zapturapt altına almasıyla tanınmıştır. Bu kariyer çizgisi, caminin karakterini okumak için bir anahtardır: devletin asayiş, donanma ve idare kademelerini tek tek çıkmış bir adamın hayratı, gösterişten ziyade işleyen bir düzenin sadeliğini yansıtır. Mabedin ölçüsü, banisinin disiplin anlayışıyla aynı dili konuşur.

Hamdullah Paşa sadrazamlık mührünü hangi şartla kabul etmiştir?

Paşa, devlet işlerine müdahale eden Nişancı Halet Efendi hakkında ferman çıkarılmadıkça mühr-i hümayunu kabul etmeyeceğini bildirmiştir. Şartında ısrar etmesi üzerine Sultan II. Mahmud Han Hazretleri bu talebe boyun eğmiştir.

Biyografik kayıtlara göre bu pazarlık, dönemin saray dengelerini gösteren nadir bir belgedir. Sadaret mührü, Osmanlı bürokrasisinde tartışmasız bir lütuftur; onu şarta bağlamak ise olağan dışı bir cesaret ister. Paşa’nın talebi kişisel bir hesap değil, sadrazamlık makamının yetkisini gölgeleyen bir nüfuz odağının tasfiyesiydi. Bu tavır, aynı adamın Çengelköy’de kurduğu mabedin niçin süsten arınmış olduğunu da sezdirir: gücü mimari ihtişamla değil, makamın işlerliğiyle ölçen bir zihin dünyası. Sadaret dönemi kısa sürmüş, ancak hayratı iki asır ayakta kalmıştır.

Hamdullah Paşa neden sadrazamlıktan azledilmiştir?

Paşa, Tophane’de çıkan büyük yangında şahsi gayret göstermesine rağmen yangına gönderilen yeniçerilerin disiplinsizliğini ve yağmalarını engelleyemediği gerekçesiyle, yalnızca dört aylık bir görev süresinin ardından azledilmiştir.

Biyografik kayıtlarda aktarıldığı üzere bu azil, dönemin yeniçeri meselesinin sadrazam kariyerlerini nasıl kısalttığının tipik bir örneğidir. Yangın, Osmanlı başkentinde yalnızca fiziksel bir afet değil, idari bir sınavdı; asayişin çözüldüğü her yangın, sorumlusunu makamından alıp götürürdü. Sadaretin dört ay sürmesi, caminin kaydında görülen tarih ayrışmasını da anlaşılır kılar. Devletin en tepesinde geçirdiği süre bir mevsim kadardır; ancak Çengelköy’de bıraktığı mabet, bu kısa mevsimin en kalıcı izi olmuştur.

Hamdullah Paşa neden “Deli” lakabıyla anılmıştır?

Sert mizacı, dürüstlüğü ve asilere hiçbir şekilde aman vermeyen tutumu nedeniyle halk arasında “Deli” lakabıyla anılmıştır. Bu lakap kaynaklarda bir kusur değil, cesaret nişanesi olarak aktarılır.

Biyografik kayıtlarda vurgulandığı üzere lakap, Osmanlı halk dilinde korkusuzluğu tarif eden bir sıfattır. Kalyoncu neferlerini hizaya sokan, sadaret mührünü şarta bağlayan bir adamın adının önüne bu sıfatın eklenmesi şaşırtıcı değildir. Bu portre, mabedin dervişane sadeliğiyle ilk bakışta çelişir görünür; oysa iki tutum aynı köke bağlıdır. Gösterişi reddeden bir mizaç, mimarisinde de gösterişi reddeder. Şerefesiz minare ve kubbesiz örtü, sert mizaçlı bir devlet adamının yaradan karşısındaki teslimiyetini taşa ve ahşaba çevirir.

Mimari Analiz ve Yapısal Özellikler

Hamdullah Paşa Camii’nin plan şeması ve taşıyıcı sistemi nasıldır?

Cami, kâgir yani yığma taş duvar sistemine sahip, dikdörtgen planlı ve tek katlı bir yapıdır. Örtü sistemi kiremit kaplı düz ahşap tavandan oluşur ve mahfil katı harimi tamamlar.

Çengelköy monografisinde kaydedildiği üzere yapı, taşıyıcı kütlesini duvarlara veren geleneksel bir kâgir kurgu üzerine oturur. Bu şema, kubbeli sistemlerin gerektirdiği kemer, pandantif ve ağırlık kulesi zincirinden muaftır; dolayısıyla küçük parseller için en akılcı çözümdür. Tek kat ve dikdörtgen plan, mahallenin dar sokak dokusuna uyum sağlar. Dışarıda sıradan bir sivil yapı izlenimi veren bu kütle, eşiğin ötesinde beklenmedik bir iç mekan sunar: sade duvarların sonunda parlayan çinili mihrap, kütlenin alçak gönüllülüğünü manevi bir odakla dengeler.

Hamdullah Paşa Camii’nin kubbesi var mıdır?

Caminin kubbesi bulunmamaktadır. Klasik Osmanlı selatin camilerindeki taş kubbeler yerine, yapı kiremit kaplı düz ve ahşap bir tavanla örtülmüştür.

istanbuldakiCamiler.com arşiv notunda bu düz tavan, “insanın kendi içine dönmesi için tasarlanmış felsefi bir boşluk” olarak yorumlanır. Kubbe, İslam mimarisinde gök kubbeyi ve birliği temsil eder; burada ise o temsil, taşla değil boşlukla kurulur. Ahşap tavan gözü yukarıda tutmaz, bakışı kıble duvarına ve mihraba yönlendirir. Bu tercih aynı zamanda malzeme dürüstlüğü taşır: Boğaz sahilinin nemli iklimi, ahşap örtüyü sürekli bakım gerektiren ama onarılabilir bir yüzeye çevirir. Yapı, anıtsallık yerine süreklilik seçmiştir.

Hamdullah Paşa Camii’nin minaresi neden şerefesizdir?

Minarenin özgün biçimi şerefesizdir ve bu tercih dünyevi gösterişten uzak durma niyetiyle açıklanır. Narin, altıgen kesitli gövde yalnızca ezan sesini duyurma işlevine odaklanmış bir tasarım anlayışını yansıtır.

Çengelköy monografisinde ve istanbuldakiCamiler.com arşiv notunda minarenin şerefesiz oluşu yapının en ayırt edici özelliği olarak kaydedilir. İstanbul silüetinde minare, çok katlı şerefeleriyle banisinin rütbesini ilan eden bir işaret direğidir; burada o dil susturulmuştur. Minarenin dikey yükselişi, tevhidi simgeleyen “elif” harfinin sadeliğine indirgenir. Bir sadrazam hayratında şerefesiz minare bulunması, mimari bir eksiklik değil, bilinçli bir susma biçimidir. Ses, süsten arındırıldığı ölçüde daha uzağa gider; ezan, rüzgara ve Boğaz’ın dalgalarına emanet edilir.

Hamdullah Paşa Camii’nin minaresi hangi malzemelerle kaplanmıştır?

Minarenin gövdesi sac ile kaplanmıştır; külah ve alem bölümü ise çinko kaplamadır. Bu malzeme seçimi, sahilin nemli havasına karşı ekonomik ve dayanıklı bir koruma sağlar.

turanakinci.com kaydında ve Çengelköy monografisinde minarenin madeni kaplaması ayrıntılı biçimde belirtilir. Sac ve çinko, kesme taş ve mermerin yerini alan mütevazı malzemelerdir; ancak Boğaz kıyısındaki tuzlu nem karşısında hafiflik ve onarılabilirlik avantajı sunar. Minare gövdesi tarih boyunca birkaç kez yenilenmiştir; bu yenilenme kabiliyeti, malzemenin zayıflığı değil esnekliğidir. Estetiğin madenin değerinden değil taşıdığı manadan geldiği bu detay, denizci ve esnaf bir mahallenin elindeki imkanların inançla nasıl biçim aldığının somut kaydıdır.

Hamdullah Paşa Camii’nin mihrabı nasıl bezenmiştir?

Caminin mihrabı, mavinin ve yeşilin her tonunun hakim olduğu eşsiz çinilerle bezenmiştir. Bu çiniler, sade ve gösterişsiz duvarların ortasında mekanın en güçlü estetik odak noktasını oluşturur.

istanbuldakiCamiler.com arşiv notunda mihrap, “cennet bahçelerinden yeryüzüne düşmüş bir renk cümbüşü” olarak tasvir edilir. Mavi ve yeşil, İslam sanatında ebediyete duyulan özlemin ve ilahi güzelliğin sembolik karşılığı kabul edilir. Toprağın ateşle imtihanından doğan çini, burada teknik bir kaplama değil, secdeye varan başlara açılan görsel bir zikir halkasıdır. Çınar yaprakları arasından süzülen gün ışığı, çinilerin sırlı yüzeyinde kırıldığında mekan statik bir hacim olmaktan çıkar; gün boyu değişen bir ışık alanına dönüşür.

Hamdullah Paşa Camii’nin mihrabında kitabe veya ayet yazısı var mıdır?

Mevcut kaynaklarda caminin mihrabına ait özel bir kitabe metni veya hat yazısı içeriğine dair herhangi bir kayıt bulunmamaktadır. Mihraptaki tezyinat, yazı yerine tamamen çini bezemeye dayanır.

Belge taramasında bu durum özellikle not edilmiştir; kayıt yokluğu burada dikkatli bir ayrımı gerektirir. Karşılaştırma yapıldığında fark netleşir: yakındaki Beylerbeyi Hamid-i Evvel Camii’nin mihrabında Âl-i İmrân Suresi 37. ayetinin, Besmele ve İhlâs Suresi’nin yazılı olduğu açıkça kaydedilmiştir. Bölgedeki Hacı Ömer Efendi Camii’nin avlusunda ise Şair Sâdî imzalı bir kitabe bulunduğu belirtilir. Hamdullah Paşa Camii özelinde ise böyle bir kayıt zikredilmemiştir. Kaynaklar bu sessizliği, yapının genel tevazu programıyla tutarlı bir tercih olarak yorumlar: burada estetik, harfle değil doğrudan renkle kurulmuştur.

Hamdullah Paşa Camii’nin iç alanı ne kadar büyütülmüştür?

Caminin ilk harim alanı 73 metrekaredir. Sonraki çevre düzenlemeleri ve genişletme çalışmalarıyla iç alan 170 metrekareye çıkarılmıştır ve yapı bugün yaklaşık 170 metrekare oturum alanına sahiptir.

Çengelköy monografisinde bu boyutsal dönüşüm, yapının en somut verisi olarak kaydedilir. 73 metrekare, bir mahalle mescidinin en yalın halidir; iki üç safın sığdığı, cemaatin birbirinin omzuna değdiği bir ölçek. 170 metrekareye ulaşan bugünkü hacim ise nüfus artışının ve cemaat talebinin mimariye yaptığı baskının sonucudur. Bu büyüme bir mimarın kalemiyle değil, mahallelinin emeğiyle ve çevredeki fazlalıkların yıllar süren temizliğiyle gerçekleşmiştir. Yapının ayak izi, Çengelköy’ün kendi nüfus tarihinin ölçeğe dönüşmüş halidir.

Hamdullah Paşa Camii’nde tavan ile mihrap arasında nasıl bir estetik bağ vardır?

Düz ahşap tavan sessiz ve durgun bir zemin sunarken, çinili mihrap bu sessizliğin ortasında parlayan canlı bir odak haline gelir. İkisi arasındaki bağ tezat üzerine kurulmuştur.

istanbuldakiCamiler.com arşiv notunda bu ilişki, Osmanlı sanatının en güçlü anlatım biçimlerinden biri olan tezat üzerinden okunur. Tavanın sadeliği, mihrabın sanatsal ağırlığını yalnızca gizlemez, tam tersine belirginleştirir. Soğuk ve süssüz duvarların yarattığı mütevazı atmosfer, kıble duvarındaki renkli dokuyla birleştiğinde ziyaretçide daha güçlü bir etki bırakır. Kaynaklar bu ilişkiyi dervişin hırkası ile kalbindeki nur arasındaki bağa benzetir: tavan dünyevi olanın terkini, mihrap ise ilahi olanın tecellisini temsil eder. Estetik, maddenin sustuğu yerde başlar.

Külliye Sistemi ve Sosyal İşlev

Hamdullah Paşa Camii’nin bir külliyesi var mıdır?

Caminin müstakil bir külliye planı bulunmamaktadır. Yapı, hemen önündeki tarihi Çınarlı Meydanı ile bütünleşik biçimde işlev görür ve banisinin yalı kompleksiyle mimari bir bütün oluşturur.

Arşiv kaydında caminin yaklaşık 170 metrekarelik oturum alanına sahip olduğu, ancak medrese, imaret ya da darüşşifa gibi bağımsız birimlerden oluşan bir külliye şeması taşımadığı belirtilir. Bunun yerine sosyal işlev, mabet ile meydanın ortaklığında kurulur. Çınaraltı, caminin avlusunun devamı gibi çalışır; cuma ve bayram vakitlerinde saf, kapının eşiğini aşıp ağacın gölgesine yayılır. Bu model, klasik dönemin planlı külliye mantığından farklı, Boğaziçi’ne özgü bir organik bütünlüktür: kamusal alanın kendisi külliyenin yerini tutar.

Bostancıbaşı Abdullah Ağa Yalısı ile cami arasında nasıl bir ilişki vardır?

Cami, tarihli Bostancıbaşı Abdullah Ağa Yalısı ile mimari bir bütünlük arz eder. Mabet, banisinin kendi yalı kompleksinin parçası olarak inşa edilmiş ve sivil ile dini hacimleri birleştirmiştir.

Çengelköy monografisinde ve yalıya ait dosyada bu komşuluk, Osmanlı sahil yerleşmelerinin karakteristik kurgusu olarak açıklanır. Raif Paşa veya Yordan Yalısı adlarıyla da bilinen 600 metrekarelik yapı, paşanın gündelik hayatı ile hayratını aynı parselin diline bağlar. Böylece cami, bir sultan vakfının merkezine kurulan anıtsal odak değil, bir devlet adamının kendi kapısının önünde mahalleye açtığı ibadet kapısıdır. Yalı ile mabet arasındaki bu yakınlık, Boğaziçi’nde külliyenin yerini alan “yalı-cami” ikilisinin en okunur örneklerinden biridir.

Bostancıbaşı Abdullah Ağa Yalısı’nın mimari özellikleri nelerdir?

Yalı iki katlıdır ve beton bir subasman üzerinde yükselir. Belirgin bir mimari üslubu yoktur; harem ile selamlık bölümleri arasında orantı ve program birliği bulunmaz. Aşı boyalı cephesiyle bilinir.

Yalıya ait dosyada kaydedildiği üzere selamlık bölümü özgün haline yakın kalmışken, harem bölümü tamamen değiştirilmiştir. İç mekanda Türk Rokokosu üslubunda kapı kornişleri ve enginar formunda merdiven babaları gibi ince detaylar korunmuştur. Bu üslupsuzluk, Osmanlı’nın geçiş dönemi mimarisinin en dürüst göstergesidir: gelenek ile batılı bezeme dili aynı çatı altında, tam bir sentez oluşturmadan yan yana durur. Yapı, İstanbul’un işgali sırasında İtalyan Kuvvetler Komutanlığı tarafından karargah olarak kullanılmış ve bu süreçte ağır hasar görmüştür.

Bostancıbaşı Abdullah Ağa Yalısı bugün hangi işlevle kullanılmaktadır?

Yalı günümüzde toplumsal hayatın bir parçası olarak işletme işlevi taşımakta ve “Sütiş” restoranına ev sahipliği yapmaktadır. Böylece yapı, Çengelköy sahilinin gündelik kamusal dokusu içinde kalmıştır.

Yalıya ait dosyada bu güncel kullanım açıkça belirtilir. Bir yalının restorana dönüşmesi, koruma tartışmalarının klasik konusudur; ancak burada işlev değişimi yapıyı sahilden koparmamış, aksine yaya sirkülasyonunun merkezinde tutmuştur. Ziyaretçi, camiye giderken banisinin evinin önünden geçer. İki asır önce aynı parselde kurulan sivil ve dini hacimler, bugün de aynı kalabalığı paylaşır. Çengelköy meydanı, bu süreklilik sayesinde bir açık hava mimarlık tarihi kesiti gibi okunabilir.

Şehircilik ve Çevre İlişkisi

Hamdullah Paşa Camii Çengelköy’ün hangi noktasında yer alır?

Cami, Çengelköy Mahallesi’nde, Çınarlı Cami Sokak No:1 adresinde ve sahil hattına çok yakın bir konumdadır. Coğrafi olarak 41.050594 enlem ve 29.052873 boylam derecelerinde konumlanmıştır.

Arşiv kaydında mabedin konumu, Çengelköy iskelesi ile meydan arasındaki geçiş bölgesinde tarif edilir. Şehir Hatları iskelesinden yürüyerek bir iki dakika içinde ulaşılabilen bu nokta, Boğaziçi köylerinin klasik kurgusunu yansıtır: iskele, meydan, kahvehane ve mescit aynı yüz metrelik yarıçap içinde toplanır. Deniz, mabedin hemen yanı başındadır; iyot kokusu ile ahşabın kokusu aynı eşikte buluşur. Bu yakınlık aynı zamanda yapının kaderini de belirlemiş, nem ve tuz onarım ihtiyacını sürekli kılmıştır.

Hamdullah Paşa Camii’nin çevresindeki sokak dokusu nasıldır?

Camiye Çınarlı Camii Sokağı ile Pazarkayığı Sokağı’nın kavuştuğu dar aralıktan girilir. Deri Kayığı Sokak da bu kavşağa katılır; bölge araç trafiğine kapalı, yoğun yaya sirkülasyonuna sahiptir.

Çengelköy monografisinde bu üç sokağın kesişimi, mabedin mekansal kimliğini belirleyen unsur olarak kaydedilir. Sokak adlarının kendisi bile semtin hafızasını taşır: Pazarkayığı ve Deri Kayığı, Boğaz’ın kürekli taşımacılık dönemine ait meslek isimleridir. Banisinin bir kayıkçı oğlu olduğu düşünülürse, mabedin bu isimlerin ortasında kurulması tesadüf değildir. Dar aralık, ziyaretçiyi meydan gürültüsünden mabedin sessizliğine geçirir; mimari bir eşik olmadan, yalnızca daralan bir sokakla kurulmuş bir hazırlık koridoru gibi işler.

Cami ile Çınaraltı Meydanı arasındaki ilişki nedir?

Cami, önündeki tarihi Çınaraltı Meydanı ile bütünleşiktir. Yoğun ibadet vakitlerinde meydan ve çınar gölgesi saflara dahil edilerek yapının kapasitesi fiilen genişletilir.

Arşiv kaydında bu ilişki, mabedin ölçeğine dair asıl açıklamadır. İç alanı 170 metrekareyi geçmeyen bir yapı, cuma ve bayram namazlarında yüzlerce kişiyi ancak açık alanla birlikte ağırlayabilir. Bu nedenle meydan, mimari programın dışında değil içindedir. Çınaraltı aynı zamanda semtin sosyal merkezidir; tarihi kahvehanesiyle birlikte gündelik hayatın odağını oluşturur. Mabet ile meydanın iç içe geçmesi, Osmanlı mahalle mescidinin temel ilkesini görünür kılar: ibadet mekanı, kamusal hayatın karşısında değil tam ortasındadır.

Tarihi Ulu Çınar ve Koruma Çalışmaları

Hamdullah Paşa Camii’nin yanındaki çınar ağacı kaç yaşındadır?

Caminin yanındaki ulu çınarın üzerindeki tabelada ağacın 780 yaşında olduğu belirtilmektedir. Bu ağaç, yapıya “Çınarlı Camii” adını kazandıran ve semtin simgesi sayılan anıtsal bir varlıktır.

Çınaraltı kaydında ağacın yaşı, üzerindeki tabela verisi olarak aktarılır. Bu rakam, çınarın camiden yaklaşık altı asır daha yaşlı olduğu anlamına gelir; yani mabet, zaten var olan bir anıtın gölgesine kurulmuştur. Osmanlı yerleşme geleneğinde ulu ağaç, meydanı ve mescidi belirleyen bir merkez işareti sayılır. Burada mimari, doğaya rakip olmak yerine ona sığınmıştır. Yaprakların arasından süzülen ışık, avluya düşen tek bezeme; ağacın dalları ise yapının sahip olmadığı kubbenin yerini tutan doğal bir örtüdür.

Tarihi çınar hangi mühendislik destekleriyle korunmaktadır?

Ağaç, kendi dallarını artık taşıyamaz hale geldiği için demir desteklerle koruma altına alınmıştır. Bu destekler, kırılma riski taşıyan ağır dalların yükünü paylaşarak ağacın ayakta kalmasını sağlar.

Çınaraltı kaydında bu müdahale, ağacın yaşına bağlı yapısal yorgunluğun doğal sonucu olarak açıklanır. Sekiz asra yaklaşan bir gövde, kendi kütlesinin altında çalışan bir taşıyıcı sistem gibi davranır; dallar arttıkça moment kolları uzar ve kopma riski büyür. Demir destekler, tıpkı bir yapıdaki payanda gibi bu kuvvetleri yeniden dağıtır. Cami ile ağacın ortak kaderi burada da görünür hale gelir: biri kâgir duvarları ve sac minaresiyle, diğeri gövdesi ve dallarıyla, aynı meydanda sürekli bakım altında ayakta tutulan iki anıttır.

Tarihi çınarın bakımı hangi aylarda ve nasıl yapılır?

Çınarın bakımı, yağışların tamamen dindiği ve dalların kuru olduğu Haziran ayında yapılır. Budama işlemleri ise Kasım ve Mart aylarında gerçekleştirilir; böylece ağaç en az zarar görecek dönemde müdahale edilir.

Çınaraltı kaydında bakım protokolü ayrıntılı biçimde aktarılır. Ağaç üzerindeki çürükler ve yaralar tespit edildikten sonra çam katranı ile temizlenir; oluşan yarıklar ise paslanmaz esnek çelik tellerle bağlanır. Esnek tel tercihi teknik bir zorunluluktur: rüzgar altında salınan bir gövde, rijit bir bağla tutulduğunda kendi bağlantı noktasından yarılır. Katran ise geleneksel bir yara kapatma yöntemidir. Bu ritüel, Çengelköy’ün mabedine gösterdiği vefanın ağaca da uzandığını gösterir; koruma, taşla sınırlı kalmayıp canlı olanı da kapsar.

Restorasyonlar ve Özgünlük

Hamdullah Paşa Camii hangi yıllarda restore edilmiştir?

Cami , ve yıllarında kapsamlı onarımlar geçirmiştir. Bunlardan restorasyonu tamamen halk desteğiyle, imece usulüyle gerçekleştirilmiştir.

Arşiv kaydında bu üç tarih, yapının onarım kronolojisini oluşturur. Aralarındaki mesafeler bile bir hikaye anlatır: ilk müdahale inşadan sadece on iki yıl sonra gelir, ikincisi bir asrı aşkın bir aradan sonra ve devletten değil mahalleden doğar, üçüncüsü ise modern koruma anlayışıyla yapılır. Bu ritim, mabedin bir anıt olarak değil yaşayan bir organizma olarak korunduğunu gösterir. Minare gövdesinin birkaç kez yenilenmiş olması da aynı sürekliliğin parçasıdır; özgünlük burada dokunulmazlıkla değil, kesintisiz bakımla sağlanmıştır.

1835 onarımı neden inşadan sadece on iki yıl sonra gerekmiştir?

İlk kapsamlı müdahale, sahilin nemi ve çınar ağaçlarının sürekli gölgesi nedeniyle oluşan hızlı yıpranma sonucu yılında yapılmıştır. Konumun iklim koşulları yapıyı erken yormuştur.

Çengelköy monografisinde bu erken onarımın nedeni açıkça konum faktörüne bağlanır. Boğaz kıyısında tuzlu nem, kâgir duvarların harcını ve ahşap örtünün taşıyıcılarını sürekli tehdit eder; gölgede kalan yüzeyler kurumadığı için bozulma hızlanır. Yapının sac ve çinko kaplı minaresi de bu iklime verilmiş bir cevaptır. On iki yılda onarım gerektiren bir mabet, kırılganlığın değil kesintisiz sahiplenmenin belgesidir; çünkü ilk yıpranma anında müdahale edilmesi, yapının hiçbir dönem sahipsiz kalmadığını gösterir.

1963 restorasyonu nasıl gerçekleştirilmiştir?

onarımı, İnebolulu Hacı Mustafa Telli’nin öncülüğünde ve Çengelköy halkının maddi ile manevi katkılarıyla imece usulünde yapılmıştır. Çalışmada yerel ustalar görev almıştır.

Arşiv kaydında bu restorasyon, yapının ikinci doğuşu olarak nitelenir. Dönemin şartlarında bir mahalle mescidinin onarımı için bütçe bulmak kolay değildi; çözüm cemaatin kendi emeğinden çıktı. Bu model, Osmanlı vakıf sisteminin yerini alan modern bir dayanışma biçimidir: hayrat, artık bir paşanın değil mahallenin ortak sorumluluğudur. Onarımda çalışan yerel ustaların isimleri büyük ölçüde kayıt dışı kalmıştır; ancak yapının bugünkü dokusu, bu isimsiz emeğin doğrudan ürünüdür. Mabedin özgünlüğü, taşından çok bu süreklilikte durur.

Caminin çevresi ve iç alanı kim tarafından genişletilmiştir?

Cami çevresindeki moloz ve fazlalıklar, İmam Kemahlı Nurettin Menekşe’nin görev süresi boyunca yedi yıl süren bir temizlik çalışmasıyla kaldırılmıştır. Harim alanı bu süreçte 73 metrekareden 170 metrekareye çıkarılmıştır.

Arşiv kaydında bu süreç, mabedin en az bilinen ama en belirleyici dönüşümü olarak aktarılır. Yedi yıl, bir restorasyon takvimi değil bir sabır ölçüsüdür; bahçıvan disipliniyle yürütülen bu çalışma, cemaatin desteğiyle mümkün olmuştur. Bugün ziyaretçiyi karşılayan ferah avlu, mimari bir tasarım kararının değil bu uzun arındırmanın sonucudur. Yapının fiziksel ayak izindeki iki katına yakın büyüme, Çengelköy halkının mabedini kucaklama biçimidir. Genişleme, taşın değil niyetin genişlemesi olarak okunmalıdır.

2016 restorasyonunda yapı ne durumdadır?

yılı, yapının en son kapsamlı müdahalelerle yenilenip ibadete açıldığı tarihtir. Mabet bu restorasyonun ardından bugünkü bakımlı ve kullanımda olan halini almıştır.

Tarihi İstanbul kaydında bu son müdahale, yapının güncel durumunun referans noktası olarak verilir. İki asırlık bir mabette modern koruma, malzeme yenilemekten çok bozulma hızını yönetmek anlamına gelir; sahil hattındaki nem, her onarımın ömrünü baştan sınırlar. Yapının hala aktif bir ibadethane olması, bu bakım zincirinin en güçlü kanıtıdır. Çengelköy’ün mabedi, müze vitrinine kapatılmış bir kalıntı değildir; günde beş vakit kullanılan, yıprandıkça onarılan ve her onarımda mahallesiyle yeniden temas kuran yaşayan bir yapıdır.

Hikayeler ve Rivayetler

Hamdullah Paşa Camii’nin ahşap kapısıyla ilgili hangi rivayet anlatılır?

Rivayete göre onarımı sırasında caminin ahşap kapısını yapan marangoz ustası, emeğinin karşılığında hiçbir ücret kabul etmemiş ve kapıyı yalnızca ilahi rıza niyetiyle yontup takmıştır.

Bu anlatı, arşiv kaydında rivayet olarak aktarılır ve halk arasında ustanın kapının ahirete açılmasını dilediği söylenir. Belgelenmiş kısım şudur: onarımında isimsiz bir mahalle marangozu, kapı işçiliğini ücretsiz üstlenmiştir. Rivayet, bu kayıtlı emeğin üzerine bir niyet cümlesi ekler. İki katmanı ayırmak önemlidir; biri onarım kaydına geçmiş bir bağış, diğeri mahallenin o bağışa yüklediği anlamdır. Kapı, İslam mimarisinde eşik ve geçiş sembolüdür; bu yüzden bedelsiz yapılmış bir kapı, yerel hafızada mabedin en çok anlatılan detayı olmuştur.

Çengelköy halkı caminin 1963’teki yeniden doğuşunu nasıl anlatır?

Halk arasında aktarılır ki onarımı sırasında mahalleli harcı birlikte karmış ve mabet adeta küllerinden yeniden doğmuştur. Anlatı, bir binanın değil bir ruhun diriltilmesi olarak kurulur.

Bu anlatının belgelenmiş çekirdeği, İnebolulu Hacı Mustafa Telli öncülüğündeki imece onarımıdır; halk dilinin eklediği ise “küllerinden doğma” imgesidir. Yapı hiçbir zaman yanmamış ya da yıkılmamıştır, dolayısıyla bu ifade tarihsel bir olayı değil duygusal bir yoğunluğu tarif eder. Rivayet ile kayıt arasındaki bu ayrımı korumak, mabedin tarihini doğru okumanın şartıdır. Yine de anlatının kendisi bir veri taşır: Çengelköy, mabedini kendi eseri sayar. Bir yapının halk anlatısına girmesi, onun mimarlık tarihinden şehir hafızasına geçtiği andır.

İsim Benzerliği ve Kaynak Ayrımı

Hamdullah Paşa Camii, Alanya’daki Hamdullah Emin Paşa Camii ile aynı yapı mıdır?

Hayır, iki yapı birbirinden tamamen farklıdır. Çengelköy’deki mabet, Alanya’da bulunan ve yılları arasında yaşamış hukukçu ve siyasetçi Hamdullah Emin Paşa’nın camisiyle karıştırılmamalıdır.

Kaynaklarda bu ayrım, araştırmacılar için özellikle not düşülmüştür. İki şahsiyet arasında yaklaşık bir asırlık zaman farkı ve tamamen farklı coğrafi bağlamlar vardır. Çengelköy’ün banisi, Sultan II. Mahmud Han Hazretleri döneminde sadaret makamına yükselmiş bir denizcidir; Hamdullah Emin Paşa ise Türk siyaset ve eğitim tarihinde vakıf faaliyetleriyle tanınan, kendi adına kurulmuş bir vakfı bulunan geç dönem bir figürdür. Benzer isimlerin arama sonuçlarında birleşmesi, dijital kaynaklarda sık görülen bir karışmadır; bu nedenle Çengelköy kaydı ayrı tutulmalıdır.

Caminin banisinin adı kaynaklarda neden farklı biçimlerde geçer?

Bani, kaynaklarda Abdullah Ağa, Deli Abdullah Paşa ve Hamdullah Paşa biçimlerinde kayıtlıdır. Bu çeşitlilik, kariyeri boyunca değişen unvanlarından ve halk dilindeki lakabından kaynaklanır.

Biyografik kayıtlarda görüldüğü üzere aynı kişi, Hamlacılar Ocağı’ndaki hizmetinden sadarete uzanan yolda ağalık, vezirlik ve paşalık unvanlarını sırayla taşımıştır. Bostancıbaşılık döneminde Abdullah Ağa olarak anılan kişi, Kaptan-ı Deryalıkta vezir rütbesiyle paşa olur. “Deli” lakabı ise resmi bir unvan değil, halkın verdiği cesaret nişanesidir. Cami kaydında “Hamdullah Paşa” adının yerleşmesi, yapının vakıf ve tescil literatüründeki tercih edilen biçimidir. Bu isim katmanları, tek bir hayatın devlet kademelerinde bıraktığı izin dilsel kaydıdır.

Sonuç

Hamdullah Paşa Camii, Osmanlı mimarlığının anıtsal kubbelerle yazılmış ana anlatısının kıyısında duran, bu yüzden de o anlatının tamamlayıcısı olan nadir bir yapıdır; çünkü bir sadrazamın elindeki tüm imkanla değil, doğduğu mahallenin ölçüsüyle inşa edilmiştir. Kâgir duvarları, kiremit kaplı düz ahşap tavanı, altıgen ve şerefesiz sac minaresi ile çinili mihrabı bir araya geldiğinde, gösterişten arınmış bir estetiğin nasıl manevi bir yoğunluk üretebileceği görünür hale gelir. 73 metrekareden 170 metrekareye uzanan hikayesi, ‘ten ‘ya uzanan onarım zinciri ve gölgesinde durduğu 780 yaşındaki çınar, bu mabedi taş bir anıt olmaktan çıkarıp Çengelköy’ün ortak hafızasına dönüştürmüştür. İstanbul’un ruhunda Hamdullah Paşa Camii’nin yeri, Boğaz’ın en gösterişsiz köşesinde, denizin, ağacın ve mahallenin birlikte koruduğu bir tevazu abidesi olarak sabittir.

Kaynakça

  • The Hamdullah Paşa Mosque of Çengelköy: An Architectural, Historical, and Urban Analysis
  • Hamdullah Paşa Camii, Üsküdar – istanbuldakiCamiler.com arşiv notları
  • Üsküdar Çengelköy Hamdullah Paşa Camii – turanakinci.com
  • Hamdullahpaşa Cami – Tarihi İstanbul (tarihi.ist)
  • Bostancıbaşı Abdullah Ağa Yalısı dosyası – Değişti.Com
  • Deli Abdullah Paşa biyografisi (Vikipedi)
  • Tarihi Çınaraltı Kahvehanesi – Erol Şaşmaz Kişisel Ansiklopedi

Hamdullah Paşa Camii’nin Ziyaret ve Ulaşım Bilgileri

Hamdullah Paşa Camii’nin ziyaret saatleri nelerdir?

Caminin müze statüsü ve turistik ziyaret kısıtlaması bulunmamaktadır. Aktif bir ibadethane olarak haftanın her günü sabah namazı vaktinden yatsı sonrasına kadar, yaklaşık 05:00 ile 23:00 saatleri arasında açıktır.

Arşiv kaydında belirtildiği üzere ziyaret için en uygun zaman, namaz vakitlerinin dışındaki aralıklardır; bu saatlerde hem tarihi yapı hem de önündeki asırlık çınar rahatça temaşa edilebilir. Mimari fotoğrafçılık için tavsiye edilen dönem Nisan-Mayıs veya Eylül-Ekim aylarının sabahın erken saatleridir; bu vakitlerde ışık yumuşak, meydan ise sessizdir. Çınar yapraklarının arasından süzülen gün ışığı, sac minarenin yüzeyinde ve mihrabın çinilerinde gün içinde sürekli değişen bir doku oluşturur. Ziyaretçiden beklenen, ibadet düzenine saygılı sessiz bir dolaşımdır.

Hamdullah Paşa Camii’ne toplu taşıma ile nasıl gidilir?

Cami Çengelköy merkezinde, sahil hattına çok yakındır. Üsküdar veya Kadıköy’den Beykoz yönüne giden sahil şeridi otobüsleriyle Çengelköy Durağı’nda inilir; Şehir Hatları Çengelköy İskelesi’nden ise yürüme mesafesindedir.

Arşiv kaydında otobüs seçenekleri 15, 15B, 15E, 15KÇ, 15M, 15N, 15P ve 15Y hatları olarak verilir; Çengelköy Durağı’ndan Çınaraltı Meydanı yönüne kısa bir yürüyüşle camiye ulaşılır. Deniz yolu tercih edilirse Şehir Hatları Çengelköy İskelesi’nde inildikten sonra bir iki dakika içinde mabedin önüne varılır. Eminönü veya Beşiktaş’tan hareket edenler için en ferah güzergah, vapurla Üsküdar’a geçip sahil hattından devam etmektir. İskeleden mabede uzanan bu kısa yürüyüş, banisinin kürek çektiği kıyıyı izleyerek yapılan bir hazırlık yürüyüşü niteliği taşır.

Hamdullah Paşa Camii’ne özel araçla nasıl ulaşılır ve otopark durumu nedir?

Özel araçla Üsküdar-Beykoz sahil yolu takip edilerek Çengelköy Meydanı’na gelinir. Caminin kendine ait otoparkı bulunmamaktadır; bölge dar sokaklardan oluştuğu için araç Çengelköy Caddesi çevresinde bırakılmalıdır.

Arşiv kaydında belirtildiği üzere cami, araç trafiğine kapalı dar sokakların ve yoğun yaya sirkülasyonunun bulunduğu Çınaraltı bölgesinde yer alır. Bu nedenle aracın Çengelköy Caddesi üzerindeki İSPARK alanlarına veya bölgedeki özel ücretli otoparklara bırakılıp yürüyerek geçilmesi tavsiye edilir. Trafiğe kapalı doku, bir kısıtlama olduğu kadar mabedin korunma nedenidir; Çınarlı Camii Sokağı ile Pazarkayığı Sokağı’nın kavuştuğu aralık, iki asır önceki yaya ölçeğini bugüne taşımıştır. Hafta sonu ve namaz vakitlerinde bölgedeki park kapasitesi hızla dolar.

Hamdullah Paşa Camii’nin cemaat kapasitesi ne kadardır?

Genişletilen harim ve mahfil sayesinde cami içinde aynı anda yaklaşık 150 ila 200 kişi ibadet edebilmektedir. Çınaraltı meydanı saflara dahil edildiğinde kapasite 400 ila 500 kişiye ulaşmaktadır.

Arşiv kaydında kapasite, kapalı ve açık alanın birlikte kullanılmasına göre iki ayrı değer olarak verilir. Cuma, bayram ve cenaze namazlarında meydan ile tarihi çınarın gölgesi ibadet alanına katılır; böylece 170 metrekarelik bir harim, kendi ölçüsünün iki katından fazla cemaati ağırlayabilir. Bu esneklik, Boğaziçi mahalle mescitlerinin temel çalışma ilkesidir: yapı kalabalığı içine almaya çalışmaz, kalabalığın içine yerleşir. Ziyaretçinin yoğun vakitlerde meydanda saf tutan cemaati görmesi, mabedin gerçek ölçeğini anlamanın en doğrudan yoludur.

Sıkça Sorulan Sorular
Hamdullah Paşa Camii, İstanbul'un Üsküdar ilçesinde, Çengelköy Mahallesi'nde yer alır. Adresi Çınarlı Cami Sokak No:1 olan yapı, sahil hattına ve Şehir Hatları Çengelköy İskelesi'ne yürüme mesafesindedir.
Cami, Kaptan-ı Derya ve Sadrazam Hamdullah Paşa tarafından 1818 ile 1823 yılları arasında inşa ettirilmiştir. Kaynaklar yapının 1823 yılında tamamlanarak ibadete açıldığını kabul eder.
Caminin ilk mimarı bilinmemektedir ve arşiv kayıtlarında bir isim geçmemektedir. 1963 onarımında yerel ustalar ile isimsiz bir mahalle marangozu ücretsiz kapı işçiliğiyle çalışmaya destek olmuştur.
Yapı, gölgesinde durduğu ulu çınar nedeniyle halk arasında Çınarlı Camii olarak anılır. Aynı mabet, banisine atfen Abdullah Paşa Camii adıyla da yerel hafızada kullanılmaktadır.
Caminin kubbesi bulunmamaktadır. Klasik selatin camilerindeki taş kubbeler yerine yapı, kiremit kaplı düz ve ahşap bir tavanla örtülmüştür. Taşıyıcı sistem kâgir, yani yığma taş duvarlara dayanır.
Minarenin özgün biçimi şerefesizdir ve bu tercih dünyevi gösterişten uzak durma niyetiyle açıklanır. Narin, altıgen kesitli gövde yalnızca ezan sesini duyurma işlevine odaklanmış bir tasarım anlayışını yansıtır.
Minarenin gövdesi sac ile, külah ve alem bölümü ise çinko ile kaplanmıştır. Bu madeni kaplama, Boğaz kıyısındaki tuzlu neme karşı hafif ve onarılabilir bir koruma sağlar.
Mihrap, mavinin ve yeşilin her tonunun hakim olduğu eşsiz çinilerle bezenmiştir. Kaynaklarda mihraba ait bir kitabe metni veya hat yazısı kaydı bulunmaz; tezyinat tamamen çiniye dayanır.
Caminin ilk harim alanı 73 metrekaredir. Çevre düzenlemeleri ve genişletme çalışmalarıyla iç alan 170 metrekareye çıkarılmıştır; yapının bugünkü oturum alanı da yaklaşık 170 metrekaredir.
Cami 1835, 1963 ve 2016 yıllarında kapsamlı onarımlar geçirmiştir. 1963 restorasyonu, İnebolulu Hacı Mustafa Telli'nin öncülüğünde Çengelköy halkının imece usulü katkılarıyla gerçekleştirilmiştir.
Rivayete göre 1963 onarımında caminin ahşap kapısını yapan marangoz ustası hiçbir ücret kabul etmemiştir. Kayda geçen kısım, isimsiz bir mahalle marangozunun kapı işçiliğini ücretsiz üstlenmesidir.
Ağacın üzerindeki tabelada 780 yaşında olduğu belirtilir. Dallarını taşıyamadığı için demir desteklerle korunur; yaraları çam katranıyla temizlenir ve yarıkları paslanmaz esnek çelik tellerle bağlanır.
Hamdullah Paşa, Çengelköy kayıkçılarından Safranbolulu Yalnızkürek Ali Ağa'nın oğludur. Bostancıbaşılık, Kaptan-ı Deryalık ve Sadrazamlık görevlerinde bulunmuş; sert mizacı nedeniyle halk arasında Deli lakabıyla anılmıştır.
Hayır, iki yapı tamamen farklıdır. Çengelköy'deki mabet 19. yüzyıl başında kurulmuştur; Alanya'daki cami ise 1851-1939 yılları arasında yaşamış hukukçu ve siyasetçi Hamdullah Emin Paşa'ya aittir.
Cami her gün yaklaşık 05:00 ile 23:00 arasında açıktır ve müze statüsü yoktur. Sahil şeridi otobüsleriyle Çengelköy Durağı'nda veya Şehir Hatları Çengelköy İskelesi'nde inilerek yürüyerek ulaşılır.

Ayasofya Camii'nin Mühendislik Dehası ve Teknik Kanıtları

Kanıt 1: Ana Kubbenin Ölçüsel Verileri

İddia: Ana kubbenin zeminden yüksekliği 55.60 metredir; çapı kuzey-güney doğrultusunda 31.87 metre, doğu-batı doğrultusunda 30.86 metredir ve eteğinde 40 pencere bulunur.

Kaynak: Ayasofya Müzesi resmi kurum yayını (ayasofyamuzesi.gov.tr) ve Hagia Sophia - Muze Istanbul kurum kayıtları.

Metot: Kurum yayınındaki mimari tanım bölümünde verilen ölçüler doğrudan alınmış, iki bağımsız kurum kaydında karşılaştırmalı olarak teyit edilmiştir.

Kanıt 2: Vakıf Statüsü ve Tapu Tescili

İddia: Yapı, 1462 tarihli vakfiyeyle Fatih Sultan Mehmed Han Vakfı'nın mülküdür ve 1936 tarihli tapu senedinde 57 pafta, 57 ada, 7. parselde türbe, akaret, muvakkithane ve medreseden oluşan bir bütün olarak tescillidir.

Kaynak: 1462 tarihli Fatih Sultan Mehmed Han vakfiyesi, 1936 tarihli tapu senedi ve Ayasofya Müzesi resmi kurum yayını.

Metot: Vakfiye metnindeki şart maddesi ile tapu senedindeki parsel kaydı çapraz okunmuş; 10 Temmuz 2020 tarihli Danıştay kararının bu tescile dayandığı belgeler üzerinden doğrulanmıştır.

Önceki sayfa
Hacıllı Köyü Camii Fotoğraf Galerisi
Sonraki sayfa
Hamdullah Paşa Camii , Üsküdar Fotoğraf Galerisi
keyboard_arrow_up