folder_openÜsküdar, Camiler, Mimar Sinan Camileri, Selatin Camileri, Tarihi Camiler

Mihrimah Sultan Camii , Üsküdar

Mimar Sinan’ın Boğaz kıyısına bıraktığı ilk büyük mühri: üç yarım kubbe, yonca payeler ve taşa yazılmış bir zaman ölçüsü.

 

Üsküdar İskele Meydanı’nda, Boğaz’ın sularına bakan bir set üzerinde yükselen Mihrimah Sultan Camii, şehre denizden yaklaşan yolcuyu asırlardır ilk karşılayan siluettir. Kanuni Sultan Süleyman ile Hürrem Sultan‘ın kızı Mihrimah Sultan adına kurulan külliye, ile yılları arasında tamamlanmıştır. Yapının mimarı, klasik Osmanlı üslubunun zirvesini temsil eden Mimar Sinan‘dır. İskele Camii adıyla da anılan bu eser, üç yarım kubbeli planı ve dört yapraklı yonca biçimindeki payeleriyle Sinan’ın deneysel dehasının Anadolu yakasındaki mührü olarak durur.

Mihrimah Sultan Camii’ni kim, hangi tarihte yaptırmıştır?

Cami, Kanuni Sultan Süleyman ile Hürrem Sultan’ın kızı Mihrimah Sultan adına Mimar Sinan tarafından inşa edilmiştir. Giriş kapısındaki Arapça kitabede belirtildiği üzere yapı, Hicri , yani Miladi yılının Zilhicce ayında tamamlanmıştır.

İnşa süreci ‘lı yılların başında başlamış, Üsküdar İskelesi’nin tam karşısındaki set bu uzun emeğin sonunda anıtsal bir siluete kavuşmuştur. yılında dünyaya gelen Mihrimah Sultan, imparatorluğun kalbinde yetişmiş, annesinin zekasını ve babasının diplomatik kabiliyetini taşıyan bir hayır sahibi olarak tanınmıştır. Eşi Sadrazam Rüstem Paşa’nın yılındaki vefatından sonra nüfuzunun zirvesine ulaşan Mihrimah Sultan, mimari mirasını iki ayrı külliye ile taçlandırmıştır. Üsküdar’daki bu yapı, ismindeki “Güneş ve Ay” anlamının Boğaz suları üzerinde her gün yeniden okunduğu ilk duraktır.

Mihrimah Sultan Camii’nin vakfiyesi hangi tarihlidir ve neyi belgeler?

Külliyenin vakfiyesi tarihlidir. Bu belge; imaret mutfağının günlük erzak miktarından caminin kandil yağına, medrese personelinin akçe cinsinden ücretlerinden vakfa tahsis edilen kayıklara kadar işleyişin tamamını kalem kalem düzenler.

Vakfiye, Osmanlı hayır mimarisinin görünmeyen omurgasıdır; taşın ayakta kalmasını sağlayan şey kubbenin statiği kadar bu hukuki metnin sürekliliğidir. Belgede yer alan mikro veriler, külliyenin bir ibadet mekanından çok daha geniş bir sosyal organizma olarak tasarlandığını kanıtlar. Yemek kazanının içeriğine kadar inen bu titizlik, hayrın gelişigüzel değil, ölçülebilir ve denetlenebilir bir nizam içinde dağıtıldığını gösterir. Vakfiyede belirtildiği üzere hizmetin sürekliliği, bir günün bile aksamayacağı biçimde şarta bağlanmıştır. Bu yönüyle metin, yapının maddi ömrünü asırlara yayan manevi bir sözleşme niteliği taşır.

Bu külliye Mimar Sinan’ın hangi dönemine aittir?

Yapı, Mimar Sinan’ın erken dönem eserleri arasında sayılır. Aynı zamanda mimarbaşılık makamına geçtikten sonra inşa ettiği ilk büyük külliye olarak kabul edilir ve ustanın olgunluk dönemine giden yolun deneysel eşiğini oluşturur.

TDV İslam Ansiklopedisi’nin Mihrimah Sultan Külliyesi maddesinde de vurgulandığı gibi, bu eser Sinan’ın kariyerinde bir geçiş noktasıdır. Usta burada henüz Süleymaniye ve Selimiye’nin devasa ölçeklerine ulaşmamış, ancak plan denemelerinde cesaretini şimdiden ilan etmiştir. Üç yarım kubbeli düzen ve yonca biçimli payeler, İstanbul’da bir daha tekrarlanmayan tercihlerdir. Erken dönem eseri olmak burada acemilik değil, sınırların bilinçli olarak yoklandığı bir laboratuvar hali anlamına gelir. Sinan’ın Üsküdar sahilinde attığı bu ilk büyük adım, sonraki yarım yüzyılın mekan anlayışını sessizce hazırlamıştır.

Mimari Analiz ve Yapısal Özellikler

Mihrimah Sultan Camii’nin kubbe sistemi nasıl kurgulanmıştır?

Ana kubbenin iç çapı 10 metre, dış çapı 11,40 metre, dış yüksekliği ise 24,2 metredir. Merkezi kubbe; mihrap yönünde güneyde, ayrıca doğu ve batı yönlerinde olmak üzere üç yarım kubbe ile desteklenmektedir.

Kubbe, İslam mimarisinde gökyüzünün ve birliğin yeryüzündeki karşılığı sayılır; burada bu kubbe üç yarım kubbeyle kucaklanarak merkeze doğru akan bir mekan hiyerarşisi kurar. İsamveri.org’da yayımlanan taş süslemeler değerlendirmesinde belirtildiği üzere bu plan tipi, İstanbul’daki hiçbir Mimar Sinan yapısında aynı biçimde tekrarlanmamıştır. Kuzey yönünde, yani giriş cephesinde yarım kubbe uygulanmadığı için ziyaretçi eşiği aştığı anda doğrudan ana kubbenin altına geçer. Bu tercih, mekana kademeli bir hazırlıkla değil, ani ve saf bir açılışla girilmesini sağlar. Sonuç, boyutundan çok daha büyük hissettiren, dikey ve toparlayıcı bir iç hacimdir.

Camideki yonca biçimli payeler ne işe yarar?

Kubbeyi taşıyan devasa payeler, dört yapraklı yonca formunda tasarlanmıştır. Bu form hem yükü aşağıya aktaran taşıyıcı kütleyi görsel olarak inceltir hem de ses dalgalarının keskin köşelerde kırılmasını engelleyerek mekan içinde yumuşak bir yayılım sağlar.

Filayağı olarak da anılan bu payeler, klasik Osmanlı mimarisinin en zorlu denklemine verilmiş zarif bir cevaptır: taşıyıcı ne kadar kalın olursa mekan o kadar bölünür. Mimar Sinan, kütleyi yok edemeyeceğini bildiği için onu yontmuş, dört yapraklı bir bitki formuna dönüştürerek gözün üzerinde takılmasını engellemiştir. Payelerdeki boğumlar ve mukarnaslı yüzeyler aynı zamanda birer ses dağıtıcı vazifesi görür. Böylece strüktür, statik görevini yerine getirirken akustik konforun da bir parçası haline gelir. Yapının narin görünümü, tam da bu mühendislik ile estetiğin aynı hamlede çözülmesinden doğar.

Camide neden revaklı avlu yerine çift son cemaat yeri yapılmıştır?

Yapı denize çok yakın, engebeli ve rüzgara açık bir arazide yükselir. Mimar Sinan, nem ve rüzgar etkisini kırmak için revaklı avlu yerine, İstanbul camilerinde ilk kez görülen çift son cemaat yeri uygulamasını tercih etmiştir.

Bu karar, topografyanın mimara dayattığı zorunluluğun bir yenilik fırsatına çevrilmesidir. İskele meydanına açılan cephe, kışın Boğaz’dan gelen sert rüzgara ve tuzlu neme doğrudan maruz kalır; klasik revaklı avlu burada hem konforsuz hem de bakımı güç olurdu. İkinci bir son cemaat yeri eklenerek harime giden yol, açık havadan iç mekana geçişi kademeleyen bir tampon bölgeye dönüştürülmüştür. Cemaat, gürültülü meydandan sessiz harime tek adımda değil, gölgeli bir eşikten geçerek varır. Bu çözüm, yapının Üsküdar siluetindeki geniş ve derin gölgeli cephesini de belirlemiştir.

Mihrimah Sultan Camii’nin yapımında hangi malzemeler kullanılmıştır?

Beden duvarlarında, payelerde ve minarelerde kesme küfeki taşı kullanılmıştır. Küfeki, ocaktan çıktığında kolay işlenir; havayla temas ettikçe karbonatlaşarak sertleşir ve dayanıklılığı artar. İç mekanda ise mermer ve nadide doğal taşlar tercih edilmiştir.

Küfeki taşının bu kimyasal davranışı, sahil şeridindeki nemli iklimde yapının ömrünü uzatan asıl sebeptir; taş yıllar içinde yaşlanmaz, aksine katılaşır. İsamveri.org’da yayımlanan taş süslemeler incelemesinde bu özelliğin Mimar Sinan’ın malzeme tercihindeki belirleyici etken olduğu vurgulanır. İç mekanda beyaz Marmara mermeri ile kırmızı somaki gibi renkli taşların bir arada kullanılması, sade taş yüzeylere ölçülü bir renk ritmi kazandırır. Malzeme burada yalnızca teknik bir seçim değil, mekanın ruhunu belirleyen bir tonlamadır. Sinan’ın malzemeye hükmetme biçimi, taşın doğasına karşı değil, onunla birlikte çalışmak üzerine kuruludur.

Caminin giriş kapısı ve avlusu nasıl bir düzenlemeye sahiptir?

Avluya bakan görkemli giriş kapısı, kırmızı ve beyaz mermerlerin alternatifli sıralanmasıyla oluşan yuvarlak bir kemerden meydana gelir. Kapının iki yanına üzeri stalaktitli birer mihrabiye yerleştirilmiştir. Avlunun merkezinde ise ince işçilikli şadırvan bulunur.

Kırmızı ve beyaz taşın dönüşümlü dizilişi, gözü kemerin eğrisi boyunca yürüten ve girişi uzaktan işaretleyen bir ritim kurar. Kapının iki yanındaki mihrabiyeler, henüz harime girmemiş olan cemaate mekanın kutsal yönünü daha eşikte hatırlatır. Şadırvan, abdestin fiziksel arınmasını mekana girmeden önce yapılan manevi bir hazırlığa dönüştürür; suyun sesi, meydanın uğultusunu perdeleyen ilk sükunet katmanıdır. Pencere kapakları, mermer mihrap ve minberle birlikte şadırvan da yapının ince işçilik programının parçasıdır. Böylece avlu, geçilip gidilen bir boşluk değil, ibadetin ilk odası olarak kurgulanmıştır.

Mihrimah Sultan Camii’nin kaç minaresi vardır?

Cami çift minarelidir ve her iki minare de tek şerefelidir. Kesme küfeki taşından yükselen bu minareler, Üsküdar İskele Meydanı’nın siluetini belirleyen iki dikey vurgu olarak yapının iki yanında konumlanır.

Minarenin dikey yükselişi, tevhit inancının “elif” harfindeki sadeliğini taşa tercüme eden en açık mimari işarettir. Osmanlı protokolünde minare sayısı mimarın kişisel tercihine değil, banisinin hanedan içindeki konumuna bağlı katı kurallara tabidir. Üsküdar’daki bu cami için iki minare iznini bizzat Kanuni Sultan Süleyman vermiştir. Dolayısıyla çift minare, bir estetik kapris değil, Mihrimah Sultan’ın hanedan içindeki yerinin gökyüzüne yazılmış resmi bir ilanıdır. İki minarenin arasından yükselen kubbe kütlesi, meydana bakan cepheye simetrik ve vakur bir denge kazandırır.

İç Mekan Süslemeleri ve Yazı Programı

Mihrimah Sultan Camii’nin minberi nasıl bir işçilik taşır?

Minber tamamen beyaz Marmara mermerinden imal edilmiştir. Şebekeleri ve aynası on iki kenarlı yıldız ile on ikigen motiflerle bezelidir. Külahı taşıyan direkler nadide kırmızı somaki mermerinden olup basamak altları zambak biçiminde oyulmuştur.

İstanbul Üniversitesi’nde hazırlanan Bekir Yılmazörnek tezinde ayrıntılandırıldığı üzere, minberin geometrik programı tesadüfi bir süsleme değil, tekrar eden bir nizamın ifadesidir. Yıldız ve çokgen örgüler, İslam sanatında sonsuzluğu ima eden matematiksel bir dilin taşa geçmiş halidir. Basamak altlarındaki zambak oymaları, göz seviyesinin altında kalan bir yüzeye bile aynı özenin gösterildiğini kanıtlar. Kırmızı somaki direklerin beyaz mermerle karşıtlığı, minberi harimin sade taş yüzeyleri içinde odak noktası haline getirir. Bu incelik, hutbenin okunduğu yerin hem işlevsel hem de sembolik olarak yükseltilmesidir.

Caminin mihrabı nasıl bir tasarıma sahiptir?

Mihrap mermerden yapılmıştır ve oldukça sade tutulmuştur. Sekiz sıra mukarnaslı, yani stalaktitli bir kavsaraya sahiptir. Bu sadelik, kıble yönündeki odaklanmayı dağıtmayan ölçülü bir tasarım anlayışının sonucudur.

Mukarnas, ışığı yüzlerce küçük yüzeye bölerek nişin içinde yumuşak bir gölge dokusu oluşturur; bu yüzden geleneksel yorumlarda gökten inen nurun kademeli tecellisi olarak okunur. Sekiz sıralı düzen, kavsarayı düz bir taş yüzey olmaktan çıkarıp derinliği olan bir ışık kuyusuna dönüştürür. Mihrabın süslemeden kaçınan tavrı, cemaatin dikkatini biçimden çok yöne çekmeyi amaçlar. Mihrap tepeliğinde Al-i İmran Suresi’nin 39. ayetinin bir bölümü celi sülüs hatla yazılıdır. Böylece taşın sessizliği, yazının ifadesiyle tamamlanır.

Camide hangi ayetler ve hat yazıları yer alır?

Mihrap tepeliğinde Al-i İmran Suresi’nin 39. ayetinin bir bölümü, yan kapı alınlığında ise Hicr Suresi’nin 46. ayeti celi sülüs hatla yazılmıştır. Sol minare kapısındaki Kelime-i Tevhid, nadir görülen oymacılık ve kakmacılık teknikleriyle zenginleştirilmiştir.

Yapının yazı programı, ziyaretçinin hareket rotasına göre dizilmiş bir anlam güzergahı kurar. Yan kapıdaki Hicr Suresi ayeti, mekana esenlik ve emniyet içinde girilmesini hatırlatan bir eşik ifadesidir. Kelime-i Tevhid’in minare kapısında yer alması, ezanın yükseleceği dikey yolculuğun tam başında imanın özünü ilan eder. Bekir Yılmazörnek tezinde bu kapıdaki oyma ve kakma tekniğinin dönemi içinde ender rastlanan bir işçilik düzeyinde olduğu belirtilir. Kapı ve pencere kanatlarının sedef, fildişi ve abanoz kakmalarla tezyin edilmiş olması, aynı ustalık anlayışının ahşap yüzeylere de taşındığını gösterir.

Akustik Mühendislik ve Sesin Nizamı

Mimar Sinan bu camide sesi nasıl kontrol etmiştir?

Mimar Sinan, homojen ses dağılımı ve uygun çınlama süresi için yapı içinde paralel yüzeylerden kaçınmıştır. Yonca biçimli payeler, nişler, pandantifler ve mukarnaslı yüzeyler ses dalgalarını dağıtarak odaklanmış yansımaların oluşmasını engeller.

DergiPark’ta yayımlanan Üsküdar Mihrimah Sultan Camii akustiği incelemesinde, sesin mekana yayılımının mimari kurgunun doğrudan sonucu olduğu ortaya konur. Mukarnasların prizmatik öğeleri sesi binlerce küçük parçaya bölerek yankının tek bir noktada toplanmasını önler. Kubbe geçişlerindeki pandantiflerde ise ağızları dışa açılan pişmiş toprak rezonatör küpleri kullanılmıştır. Bu küpler yapının statik yükünü taşımaz; yalnızca düşük frekanslı ses enerjisini yutarak dengeler ve bugün Helmholtz rezonatörü olarak adlandırılan prensibin asırlar öncesinden uygulanmış halidir. Sinan’ın kurduğu bu düzende imamın sesi, hiçbir elektronik desteğe ihtiyaç duymadan harimin her noktasında anlaşılır kalır.

Camideki akustik rezonatörlerin bugünkü durumu nedir?

Yapılan araştırmalarda, kubbe geçişlerindeki pandantiflerde bulunan rezonatör küplerinin ağızlarının geçmiş onarımlar sırasında çimento harcıyla sıvanarak kapatıldığı saptanmıştır. Bu müdahale, pasif akustik sistemin devre dışı kalmasına yol açmıştır.

CAHRISMA projesi kapsamında ve yıllarında yapılan akustik ölçümler, mekanın özgün ses karakterinin bozulduğunu belgelemiştir. Küplerin kapatılması tek başına da olsa yıkıcıdır; ancak asıl kayıp, iç yüzeylerdeki özgün sıvaların yenilenmesiyle katlanmıştır. Mimar Sinan, düşük ve orta frekanslarda sönümleme sağlayan, keten lifleriyle karıştırılmış gözenekli sıvalar kullanmıştır. Bu sıvaların raspalanıp yerine alçı veya çimento bazlı harçların konulması, akustik konforun düşmesindeki en temel etkendir. Görünmeyen bir mühendisliğin, iyi niyetli fakat bilgisiz bir onarımla nasıl susturulabileceğinin en açık örneği burada karşımıza çıkar.

Zaman Ölçümü ve Astronomik Miras

Mihrimah Sultan Camii’nde kaç adet güneş saati bulunur?

Caminin batı cephesinde, yani kıble istikametine göre sağ taraftaki dış duvarda iki adet güneş saati yer alır. Birincisi doğrudan duvara kazıma tekniğiyle işlenmiş sade bir uygulamadır; ikincisi ise mermer levha üzerine işlenmiştir.

Üçgen formunda tasarlanan birinci saatin herhangi bir kitabesi veya dakika çizgisi bulunmaz ve muhtemelen daha eski bir uygulamadır. Teknik açıdan bu ilk saatin öğle ile akşam arasındaki vakitleri tam olarak gösterme yetisi kısıtlıdır ve günümüze oldukça yıpranmış halde ulaşmıştır. İkinci saat ise İstanbul’daki benzerleri arasında en gelişmiş örneklerden biri kabul edilir. Her iki saat de halkın öğle ve ikindi ezanı vakitlerini hassasiyetle tayin edebilmesi için tasarlanmıştır. Cami duvarı böylece yalnızca bir sınır değil, gökyüzünün yeryüzüne okunduğu bir ölçüm yüzeyi haline gelir.

Camideki 1769 tarihli güneş saatini kim yapmıştır?

Mermer levha üzerindeki dikey, yani basita tipteki güneş saati Hicri 1183, Miladi tarihlidir. Kitabesine göre eser Saatizade Muhammed Arif’e aittir ve Yeni Cami muvakkiti Derviş Yahya Muhyiddin tarafından mermer üzerine resmedilmiştir.

Levha üzerindeki sülüs hatla yazılı kitabede saatin müellifleri “Eser-i Saatizade Muhammed Arif el me’mur bi-hidmeti’l evkat” ve “Resemehu Derviş Yahya muhyiddin El Muvakkit be Cami-i Cedid Hümayun sene 1183” ifadeleriyle belgelenmiştir. Cami yılında tamamlanmış olmasına rağmen bu saat yaklaşık 222 yıl sonra eklenmiştir. Gnomon adı verilen metal ibre halen yerinde durmaktadır. Saatin yüzeyinde Ezani saati gösteren çapraz çizgiler bulunur; uzun çizgiler saat başlarını, kısa çizgiler ise çeyrek dilimleri işaret eder. Levhanın sol üst köşesinden dik inen Hatt-ı Zeval çizgisi öğle vaktini, milin altından hafif kavisle uzanan Asr çizgisi ise ikindiyi belirler.

Güneş saatindeki burç ve mevsim çizgileri ne anlama gelir?

Levhanın yüzeyinde yatay doğrultuda çizilmiş yedi çizgi bulunur. Bunlar güneşin yıl içindeki alçalış ve yükselişini izleyerek gölge boyunu tayin eder; aynı zamanda güneşin on iki burca giriş tarihlerini işaretleyen bir takvim vazifesi görür.

Bu yedi çizgiden üçü içbükey, üçü dışbükey, merkezdeki bir tanesi ise tam düzdür; formlar dünyanın eliptik yörüngesi ve eksen eğikliği nedeniyle gölgenin çizdiği yayları ifade eder. Dikey kadranlarda, yatay güneş saatlerinin aksine, yazın gölge en uzun formunu alırken kışın kısalır. Güneş yıl içinde aynı açılardan iki kez geçtiği için gün dönümü çizgileri hariç her yatay çizgi iki ayrı burca karşılık gelir. Levhada Seretan, Esed, Sünbüle, Mizan, Akrep ve Kavs burçları alt ve yan kısımlarda; Cedi, Delv, Hut, Hamel, Sevr ve Cevza burçları üst kısımda soldan sağa sıralanır. Sonbaharda sol taraftaki, ilkbaharda ise sağ taraftaki burç isimleri referans alınarak okuma yapılır.

Caminin muvakkithanesi bugün ayakta mıdır?

Hayır, muvakkithane günümüze ulaşmamıştır. Hicri 1183, Miladi yılında inşa edilen tek katlı kargir yapı, caminin hazire duvarına bitişikti ve yılında yol genişletme çalışmaları sırasında yıktırılmıştır.

Muvakkithane, namaz vakitlerinin astronomik hesapla belirlendiği ve mahallenin saatini ayarladığı kurumsal bir zaman merkeziydi. Güneş saatiyle aynı yılda inşa edilmiş olması, bu tarihte külliyede zaman tayinine dönük bilinçli ve bütüncül bir yenileme yapıldığını gösterir. Yapının kaybı, yalnızca bir binanın değil, mahalle ile gökyüzü arasındaki gündelik bağın da ortadan kalkması anlamına gelir. Yol genişletmesi uğruna verilen bu karar, yirminci yüzyıl İstanbul’unun tarihi dokuya bakışının tipik bir örneğidir. Bugün duvardaki güneş saatleri, kaybolan muvakkithanenin geride bıraktığı tek zaman şahidi olarak durmaktadır.

Beyazıt Yangın Kulesi’nden Mihrimah Sultan camilerinde hangi gökyüzü olayı izlenir?

Nisan ve Mayıs aylarında Beyazıt Yangın Kulesi’nden veya bölgedeki yüksek bir noktadan bakıldığında, Üsküdar’daki caminin iki minaresi arasında güneşin doğuşu, akşam ise ayın batışı izlenebilmektedir.

Aynı kuleden batı ufkuna bakıldığında, Mimar Sinan’ın yine Mihrimah Sultan için inşa ettiği Edirnekapı Külliyesi’nde sabah ayın batışı, akşam ise güneşin batışı gözlenir. Bu gözlem, iki külliyenin İstanbul’un doğu ve batı ufuk çizgilerini belirleyen hakim noktalara yerleştirilmiş olmasının doğrudan sonucudur. Üsküdar’daki yapı sahilde, Sultantepe’nin eteğinde; Edirnekapı’daki yapı ise suriçinin en yüksek noktası olan altıncı tepede yükselir. Bu iki uçtaki konumlanma, şehrin gündüz ile gece arasındaki geçişini iki cami arasında gerilmiş görünmez bir eksene dönüştürür. Mihrimah Sultan’ın isminde birleşen güneş ve ay, böylece şehrin ufkunda gündelik bir tekrar halini alır.

Külliye Sistemi ve Sosyal İşlev

Mihrimah Sultan Külliyesi hangi yapılardan oluşuyordu?

Külliye; cami, medrese, türbeler, sıbyan mektebi, han, imarethane ve tabhaneden meydana geliyordu. Sıbyan mektebi caminin kıble yönünde yer alır. Tabhane, imarethane ve han günümüze ulaşamamıştır.

TDV İslam Ansiklopedisi’nin ilgili maddesinde de belirtildiği gibi külliye, ibadetin çevresine eğitim, barınma ve beslenmeyi kuşak kuşak dizen bütüncül bir kentsel programdır. Camiye gelen kişi aynı zamanda çocuğunu okula veren, yolcusunu hana yerleştiren ve karnını imarette doyuran bir düzenin içindedir. Külliye planındaki toplam oturum alanı yaklaşık 2.500 ile 3.000 metrekare arasındadır. Bugün ayakta kalanlar bu bütünün yalnızca bir kısmıdır; yapı topluluğu, görünen kısmı görünmeyeninden küçük bir buzdağına benzetilir. Kayıplara rağmen caminin çevresindeki doku, bu sosyal organizmanın izini hala okunabilir kılar.

Külliyenin medresesi nasıl bir plana sahiptir ve bugün ne olarak kullanılmaktadır?

Kuzey yönündeki medrese kesme küfeki taşından yapılmıştır; on altı hücre ve bir dershaneden oluşur. On dokuz kubbesi kurşunla kaplı olduğu için Kurşunlu Medrese adıyla da tanınır. Bugün özel bir tıp merkezi olarak faaliyet göstermektedir.

Medrese avlusunun iki uzun cephesine dörder oda yerleştirilmiş, bu odaların önünde sütunların yuvarlak kemerlerle bağlandığı kubbeli bir revak oluşturulmuştur. Kare planlı hücrelerin her birinde birer ocak ve dolap nişi bulunur; öğrencinin barınma ihtiyacı en küçük ayrıntısına kadar düşünülmüştür. Avlu girişinin karşısına gelen mekana yerleştirilen kare planlı dershane tromplu bir kubbeyle örtülüdür ve beş pencereyle aydınlatılmıştır; üzerinde kitabesi yoktur. Yapı Cumhuriyet’in ilk yıllarında Çocuk Dispanseri ve Ruh Sağlığı binası olarak kullanılmıştır. Günümüzde iç mekan, yapılan müdahalelerle özgünlüğünü büyük ölçüde yitirmiştir.

Mihrimah Sultan Medresesi’nde hangi müderrisler ders vermiştir?

Kaynaklardan anlaşıldığına göre medresenin yapımından sonra devrin ünlü müderrislerinden İmamzade Mehmed Efendi burada ders vermiştir. Onun ardından Şemseddin Ahmed Efendi, Arapzade Mehmed Efendi, Şah Mehmed Çelebi, Hacı Murad-zade Dursun Efendi ve Şeyhülislam Çivizade Mehmed Efendi görev yapmıştır.

Bu isim listesi, medresenin taşra ölçeğinde bir mahalle mektebi değil, İstanbul’un ilmi hiyerarşisinde üst sıralarda yer alan bir kurum olduğunu kanıtlar. Şeyhülislamlık makamına yükselen bir ismin burada ders vermiş olması, kürsünün itibarını doğrudan gösterir. Vakfiye kayıtlarına göre müderrise günlük 50 akçe, öğrencilerin en bilgili olanına 5 akçe ödenmesi şart koşulmuştur. Dersi terk etmeyen on dört öğrencinin her birine günde ikişer akçe verilmesi, devamlılığın ödüllendirildiği bir teşvik sistemi kurar. Sabah namazından önce kapıyı açıp yatsıdan sonra kapatacak kapıcıya 2, temizlik işlerine bakan ferraşa ise günde 1 akçe ayrılmıştır.

Külliyenin imaretinde günlük olarak neler pişirilirdi?

Vakfiye uyarınca mutfakta her gün 12 kiyle iyi un ve 6 okka tuzdan ekmek pişirilmesi, ayrıca 130 okka koyun etinden yahni yapılması şart koşulmuştur. Bu miktarlar, imaretin gündelik olarak büyük bir kalabalığı doyurduğunu gösterir.

Sabah çorbası için 3,5 ölçek pirinç, 15 dirhem karabiber, 5 dirhem sakız, 2 şinik nohut, 1,5 şinik tuz ve 5 okka soğan kullanılması zorunlu tutulmuştur. Bu ayrıntı düzeyi, hayır işinin keyfi bir cömertlik değil, ölçüsü belirlenmiş bir yükümlülük olarak tanımlandığını gösterir. Külliye hizmetlerinde kullanılmak üzere biri 10, diğeri 11 metre boyunda iki kayık vakfa tahsis edilmiştir; sahil konumu, erzak lojistiğini denize bağlamıştır. Aydınlatma için caminin kandillerine her ay 10 ölçek zeytinyağı ayrılması, Ramazan’da minare mahyaları için 6 okka, tuvaletlerin aydınlatılması için 1,5 okka yağ harcanması vakfiye hükmüdür. Işığın bile ölçüsünün yazıya geçirilmesi, vakıf nizamının kapsamını özetler.

Hazire ve Türbeler

Mihrimah Sultan Camii’nin haziresinde kimler medfundur?

Cami bahçesinde Mihrimah Sultan’ın kayınbiraderi olan ve yılında vefat eden Kaptan-ı Derya Sinan Paşa’nın türbesi bulunur. Ayrıca yılında vefat eden Sadrazam İbrahim Ethem Paşa’ya ait türbe de buradadır.

Arşiv notlarında cami ile medrese arasında iki türbe bulunduğu, bunlardan birinin Mihrimah Sultan’ın iki oğluna ait olduğu kaydedilmektedir. Rüstem Paşa’nın başka bir eşinden olan oğlu Osman Bey ise caminin sağ minaresinin dibinde, hançer kabartmalı bir lahit içinde yatmaktadır ve yılında vefat etmiştir. Lahdin üzerindeki hançer motifi, dönemin mezar taşı ikonografisinde kişinin makamına ve mesleğine işaret eden sessiz bir imza niteliğindedir. Hazire, üç buçuk asra yayılan bir zaman aralığında devletin farklı kademelerinden isimleri aynı avluda buluşturur. Böylece cami, yalnızca yaşayanların değil, şehrin hafızasında yer etmiş isimlerin de etrafında toplandığı bir merkez halini alır.

Şehircilik ve Çevre İlişkisi

Mihrimah Sultan Camii Üsküdar’ın kentsel dokusunda nasıl bir rol üstlenir?

Yapı, Üsküdar İskelesi’nin tam karşısında, Sultantepe’nin eteğinde bir set üzerine kurulmuştur. Denize komşu bu konum, camiyi meydanın merkezi ve Anadolu yakasına denizden yaklaşan yolcunun karşılaştığı ilk anıtsal siluet haline getirir.

Mimar Sinan, yapıyı bir set üzerine oturtarak meydanın kalabalığından yükseltmiş, camiyi kalabalığın içinde ama seviyesinin üstünde konumlandırmıştır. İskele Camii adının yerleşmesi, bu yapının halkın zihninde ulaşımla ve gündelik hareketle ne kadar iç içe geçtiğini gösterir. Külliye, karşı yakadan gelen yolcunun karaya adım attığı anda karşılaştığı bir eşik yapısı olarak Üsküdar’ın kimliğini belirler. Yapının çevresinde asırlar boyunca şekillenen çarşı ve meydan dokusu, camiyi merkez alan bir kentsel çekim alanı oluşturmuştur. Bugün de meydanı düzenleyen ana referans noktası, bu iki minareli siluettir.

Külliyenin hangi birimleri kentsel dönüşüm nedeniyle kaybedilmiştir?

İmaret, tabhane, han ve kervansaray yılındaki büyük yangında yok olmuş ve bir daha inşa edilmemiştir. Sahildeki Mihrimah Sultan çifte hamamı ise yılında belediye tarafından yıktırılmıştır.

Hamamın yerine, yalnızca dış cephesi aslına benzeyen bir süpermarket yapılmıştır; bu uygulama, tarihi dokunun korunması ile taklit edilmesi arasındaki farkı acı biçimde ortaya koyar. Yangın kaynaklı kayıplar dönemin fiziki koşullarının bir sonucuyken, yirminci yüzyıldaki kayıplar bilinçli idari kararlarla gerçekleşmiştir. Muvakkithanenin yılında yol genişletme çalışmalarında yıktırılması da aynı yaklaşımın parçasıdır. Böylece külliyenin sosyal ve bilimsel birimlerinin büyük bölümü ortadan kalkmış, geriye ağırlıklı olarak cami, medrese ve hazire kalmıştır. Bugün ayakta duran yapılar, kaybedilenlerin ölçeğini hatırlatan bir ölçü çubuğu vazifesi görür.

Restorasyonlar ve Özgünlük

Mihrimah Sultan Camii hangi onarımlardan geçmiştir?

Yapı sahil konumu nedeniyle deprem ve korozyondan sıkça etkilenmiştir. Arşiv notlarında , 1772 ve depremlerinin ardından onarımlar yapıldığı kaydedilir; son büyük restorasyon ise 2012-2014 yıllarında tamamlanmıştır.

Kayıtlara göre onarım kronolojisi şu şekilde ilerlemiştir:

  • : Çöken ana kubbe ve medrese tonozları yeniden inşa edilmiş, minarenin üst 18 basamağı onarılmıştır.
  • : Sultan II. Mahmud Han döneminde medresenin kurşunları yenilenmiş, şadırvan 16.188 kuruşa onarılmıştır.
  • depremi: Sol minare tamamen çökmüştür.
  • : Sultan II. Abdülhamid Han Hazretleri tarafından minare 14.000 kuruşa yeniden inşa ettirilmiştir.
  • 1955-1963: Yapı esaslı bir onarımdan geçirilmiştir.
  • 2012-2014: Vakıflar Genel Müdürlüğü tarafından son büyük restorasyon tamamlanarak cami ibadete açılmıştır.

Restorasyonlar caminin özgünlüğünü nasıl etkilemiştir?

Onarımlar yapıyı ayakta tutmuş, ancak bazı özgün nitelikleri geri dönülmez biçimde zedelemiştir. Akustik rezonatörlerin ağızlarının çimento harcıyla kapatılması ve keten lifli gözenekli sıvaların raspalanması, mekanın orijinal ses karakterini bozan başlıca müdahalelerdir.

Medresenin restorasyonu sırasında tavanının aynalarla kaplanması, tarihi dokunun bozulması nedeniyle halkın tepkisini çekmiştir. Buna karşılık son dönem uygulamalarında daha hassas yöntemlerin devreye girdiği görülür; denizden gelen nemli rüzgarlara ve korozyona açık konumu nedeniyle aşınan güneş saati levhası, IBIX gibi mikro kumlama teknikleriyle temizlenerek tarihi dokusu korunmuştur. Vakıflar Genel Müdürlüğü’nün yürüttüğü 2012-2014 restorasyonu, yapının strüktürel bütünlüğünü güvence altına almıştır. Özgünlük tartışması burada teknik bir ayrıntı değil, mirasın hangi katmanının kurtarılacağına dair bir tercih meselesidir. Görünmeyen mühendisliğin, görünen yüzey kadar korunmayı hak ettiği en net biçimde bu yapıda anlaşılmaktadır.

Hikayeler ve Rivayetler

Mihr-u Mah efsanesi nedir?

Halk arasında aktarılır ki Mimar Sinan, Mihrimah Sultan’a duyduğu iddia edilen karşılıksız aşkı iki camiyle dile getirmiştir. Rivayete göre 21 Mart’ta Edirnekapı’daki caminin tek minaresi ardından güneş batarken, Üsküdar’daki caminin iki minaresi arasından dolunay yükselir.

Efsanenin dayanağı, Mihrimah Sultan’ın isminin Farsça kökenli anlamıdır: “Mihr” güneş, “Mah” ise ay demektir. Rivayete göre 21 Mart aynı zamanda Mihrimah Sultan’ın doğum günüdür ve gece ile gündüzün eşitlendiği bu ekinoks gününde sultanın ismi İstanbul semalarında aynı anda tecelli eder. Halk anlatısı, camilerin fiziksel özelliklerini de duyguların yansıması olarak okur: Edirnekapı’daki tek minarenin Mimar Sinan’ın yalnızlığını, Üsküdar’daki çift minarenin ise Mihrimah Sultan’ın hanedan asaletini temsil ettiği söylenir. Bu anlatı, şehrin hafızasında mimarlık tarihinin en lirik hikayelerinden biri olarak yaşamaya devam etmektedir.

Mihr-u Mah efsanesi tarihsel olarak doğrulanmış mıdır?

Hayır. Akademik araştırmalar ve tarihi belgeler bu anlatının modern bir mit olduğunu vurgular. Yaş farkı, saray hiyerarşisi ve minare protokolleri, efsanenin öne sürdüğü kişisel motivasyonun kamusal bir esere dökülmesini imkansız kılmaktadır.

Üsküdar Mihrimah Sultan Külliyesi üzerine yapılan mimari ve kentsel incelemede efsanenin dekonstrüksiyonu üç başlıkta toplanır. Birincisi, Edirnekapı Camii’nin inşası sırasında Mimar Sinan 78 yaşındadır ve doğumlu Mihrimah Sultan ile arasındaki yaş farkı ile saray hiyerarşisi böyle bir ilişkiyi imkansız kılar. İkincisi, Osmanlı’da minare sayısı kişisel duygulara değil katı protokol kurallarına bağlıdır; Üsküdar’daki iki minare iznini bizzat Kanuni Sultan Süleyman vermiş, Edirnekapı’daki tek minare ise tahtta olmayan hanedan mensupları için uygulanan standart kısıtlamanın sonucu olmuştur. Üçüncüsü, güneş ile ayın bu şekilde hizalanması, camilerin şehrin doğu ve batı ufkunu belirleyen hakim tepelere yerleştirilmesinin doğal astronomik sonucudur. Efsane bilimsel olarak çözülse bile, iki yapının gökyüzüne kurduğu bu ilişki İstanbul’un hayal gücünde yerini korumaktadır.

Sonuç

Mihrimah Sultan Camii, Mimar Sinan’ın mimarbaşılık makamındaki ilk büyük külliyesi olarak Osmanlı klasik döneminin eşiğinde durur; üç yarım kubbeli planı, yonca biçimli payeleri ve İstanbul’da ilk kez uygulanan çift son cemaat yeriyle bir daha tekrarlanmayan denemeler barındırır. Duvarındaki güneş saatleri gökyüzünün nizamını taşa okuturken, pandantiflerdeki rezonatör küpleri sesin huşusunu görünmeden düzenler; vakfiyesindeki her satır ise bu taş bütünün asırlar boyu nasıl yaşayacağını hükme bağlar. Üsküdar İskelesi’nin karşısında, denizden gelen her yolcuyu iki minaresi arasında karşılayan bu yapı, ismindeki güneş ve ay gibi şehrin gündüzü ile gecesi arasında sabit bir mühür olarak durmayı sürdürmektedir.

Kaynakça

  • MİHRİMAH SULTAN KÜLLİYESİ – TDV İslam Ansiklopedisi
  • Bekir Yılmazörnek, Üsküdar Mihrimah Sultan Külliyesi (İstanbul Üniversitesi, tez)
  • Üsküdar Mihrimah Sultan Camii Taş Süslemelerinin Değerlendirilmesi – isamveri.org
  • Ferhat Eröz, Mimar Sinan, Üsküdar Mihrimah Sultan Camii Akustiği Öncesi ve Sonrası – DergiPark
  • The Üsküdar Mihrimah Sultan Mosque Complex: An Architectural, Structural, and Urban Study
  • İstanbul’un Güneş Saatleri – Halkbank Kültür ve Yaşam
  • Mihrimah Sultan Camii (Üsküdar) – Vikipedi

Mihrimah Sultan Camii’nin Ziyaret ve Ulaşım Bilgileri

Mihrimah Sultan Camii’nin ziyaret saatleri nelerdir?

Cami aktif bir ibadethane olduğu için sabah namazı vaktiyle açılır ve yatsı namazının ardından kapanır. Turistik amaçlı ziyaretler için en uygun aralık 09:00 ile 21:00 arasıdır ve giriş tamamen ücretsizdir.

Ziyaret planı yapılırken caminin öncelikle bir ibadet mekanı olduğu gözetilmelidir; namaz vakitleri, özellikle Cuma günü öğle saatleri, cemaatin yoğunlaştığı zaman dilimleridir. Bu vakitlerde içeride fotoğraf çekilmemesi ve sessiz olunması istenir. Sabahın erken saatleri ile ikindi sonrası, ışığın pencerelerden süzülerek harimi yumuşak bir parıltıyla doldurduğu ve mekanın manevi aurasının en yoğun hissedildiği anlardır. Girişin ücretsiz olması, yapının vakıf geleneğindeki kamusal niteliğinin bugün de sürdüğünü gösterir. Ziyaretçilerin uygun kıyafetle gelmesi ve ayakkabılarını harim girişinde çıkarması gerekmektedir.

Mihrimah Sultan Camii’ne toplu taşıma ile nasıl gidilir?

Cami, Üsküdar Meydanı’nın tam merkezinde yer aldığı için İstanbul’un ulaşımı en kolay tarihi yapılarından biridir. Marmaray, M5 metro hattı, şehir hatları vapurları ve Anadolu yakasının tüm İETT hatlarıyla doğrudan ulaşılabilir.

Marmaray ile gelenler Üsküdar İstasyonu’nda indiğinde meydan çıkışı doğrudan caminin önüne açılır. Metro için M5 Üsküdar – Çekmeköy hattının Üsküdar istasyonu kullanılabilir. Deniz yolunu tercih edenler Beşiktaş, Eminönü veya Karaköy’den kalkan şehir hatları vapurları ya da motorlarla Üsküdar İskelesi’ne geçtiğinde camiyi iskelenin hemen karşısında bulur; yapının İskele Camii adıyla anılmasının sebebi de tam olarak budur. Anadolu yakasından Üsküdar Meydanı’na gelen tüm İETT otobüsleri ve minibüs hatları caminin çok yakınından geçmektedir. Denizden yaklaşmak, Mimar Sinan’ın kurguladığı siluetin en doğru okunduğu geliş biçimidir.

Mihrimah Sultan Camii’ne özel araçla nasıl ulaşılır ve otopark durumu nedir?

Cami, Üsküdar sahil yolu ile Hakimiyeti Milliye Caddesi kesişiminde yer alır. Merkezi meydan konumu nedeniyle caminin kendine ait özel bir otoparkı bulunmamaktadır; en pratik çözüm meydanın altındaki yeraltı otoparkını kullanmaktır.

Özel araçla gelirken şahsi yönlendirmeler yerine doğrudan güncel dijital haritaların kullanılması önerilir, çünkü meydan çevresindeki trafik düzenlemeleri sık değişebilmektedir. Araç, hemen meydanın altında yer alan İSPARK Üsküdar Meydan Yeraltı Otoparkı’na veya yakındaki çarşı otoparklarına bırakılabilir. Bu noktalardan camiye yürüme mesafesi yalnızca bir ila iki dakikadır. Meydanın yoğun saatlerinde araçla yaklaşmak zaman kaybettirebileceğinden, toplu taşıma seçenekleri çoğu ziyaretçi için daha konforlu kalmaktadır. Otoparktan meydana çıkıldığında caminin iki minaresi doğrudan görüş alanına girer ve yön bulmak için ayrıca bir işarete ihtiyaç duyulmaz.

Mihrimah Sultan Camii’nin cemaat kapasitesi ne kadardır?

Caminin iç ana harim alanı, galeri katları ve son cemaat yeri dahil edildiğinde toplam cemaat kapasitesi yaklaşık 1.500 kişidir. Harim ile son cemaat yeri birlikte değerlendirildiğinde aynı anda yaklaşık 1.000 ila 1.500 kişi ibadet edebilmektedir.

Harim, yani ana ibadet alanı yaklaşık 400 metrekaredir; kapasitenin bu ölçüye göre yüksek görünmesi, galeri katlarının ve iki katmanlı son cemaat yerinin sağladığı ek alandan kaynaklanır. Cuma, Bayram ve Kandil gibi yoğun günlerde dış avluda hasır ve seccadelerin serilmesiyle bu kapasite daha da artmaktadır. Mimar Sinan’ın kurguladığı akustik düzen sayesinde, kalabalık günlerde bile imamın sesi mekanın her noktasında dengeli biçimde duyulur. Külliye planındaki toplam oturum alanının yaklaşık 2.500 ile 3.000 metrekare arasında olması, avlunun taşma günlerinde nasıl bir tampon işlevi gördüğünü açıklar. Yoğun vakitlerde ziyaretçilerin cemaatin ibadetini aksatmamak için avlu ve son cemaat yerini kullanması uygun olacaktır.

Sıkça Sorulan Sorular
Mihrimah Sultan Camii, İstanbul'un Üsküdar ilçesinde, İskele Meydanı'nda yer alır. Yapı, Üsküdar İskelesi'nin tam karşısında, Sultantepe'nin eteğinde bir set üzerine kurulmuştur. Açık adresi Paşalimanı Caddesi No:2, 34664 Üsküdar'dır.
Cami, Üsküdar İskelesi'nin tam karşısında konumlandığı için halk arasında İskele Camii adıyla yerleşmiştir. Denizden gelen yolcu karaya adım attığı anda yapıyla karşılaşır; bu yakınlık ismin gündelik dilde kalıcılaşmasını sağlamıştır.
Yapı 1547 ile 1548 yılları arasında tamamlanmıştır. Giriş kapısındaki Arapça kitabeye göre inşaat, Hicri 954, yani Miladi 1548 yılının Zilhicce ayında bitirilmiştir. İnşa süreci 1540'lı yılların başında başlamıştır.
Cami, Kanuni Sultan Süleyman ile Hürrem Sultan'ın kızı Mihrimah Sultan adına inşa edilmiştir. 1522 doğumlu olan Mihrimah Sultan, hayırseverliğiyle tanınmış ve mimari mirasını iki ayrı külliyeyle taçlandırmıştır.
Yapının mimarı Mimar Sinan'dır. Bu külliye, ustanın mimarbaşılık makamına geçtikten sonra inşa ettiği ilk büyük külliye kabul edilir. Sonraki dönem Osmanlı onarımlarında Hassa mimarları görev almıştır.
Cami çift minarelidir ve her iki minare de tek şerefelidir. Kesme küfeki taşından yükselen minareler için iki minare iznini bizzat Kanuni Sultan Süleyman vermiştir; bu izin protokol kurallarına bağlıdır.
Ana kubbenin iç çapı 10 metre, dış çapı 11,40 metre, dış yüksekliği ise 24,2 metredir. Merkezi kubbe; mihrap yönünde güneyde, ayrıca doğu ve batı yönlerinde üç yarım kubbe ile desteklenmektedir.
Üç yarım kubbeli düzen, İstanbul'daki hiçbir Mimar Sinan yapısında aynı biçimde tekrarlanmamıştır. Kubbeyi taşıyan dört yapraklı yonca biçimli payeler ve İstanbul'da ilk kez uygulanan çift son cemaat yeri de yapıya özgüdür.
Caminin batı cephesinde iki adet güneş saati yer alır. Birincisi duvara kazınmış sade ve yıpranmış bir uygulamadır. İkincisi ise Hicri 1183, Miladi 1769 tarihli mermer levha üzerindeki dikey güneş saatidir.
Levhadaki sülüs kitabeye göre eser Saatizade Muhammed Arif'e aittir. Saat, Yeni Cami muvakkiti Derviş Yahya Muhyiddin tarafından mermer üzerine resmedilmiştir. Gnomon adı verilen metal ibre halen yerinde durmaktadır.
Medrese günümüzde özel bir tıp merkezi olarak faaliyet göstermektedir. On dokuz kubbesi kurşunla kaplı olduğu için Kurşunlu Medrese adıyla da anılır. Cumhuriyet'in ilk yıllarında Çocuk Dispanseri olarak kullanılmıştır.
İmaret, tabhane, han ve kervansaray 1722 yangınında yok olmuştur. Sahildeki çifte hamam 1994 yılında yıktırılmış, muvakkithane ise 1956 yılında yol genişletme çalışmaları sırasında ortadan kaldırılmıştır.
Hazirede 1554 yılında vefat eden Kaptan-ı Derya Sinan Paşa ile 1893 yılında vefat eden Sadrazam İbrahim Ethem Paşa'nın türbeleri bulunur. Osman Bey ise sağ minarenin dibindeki hançer kabartmalı lahitte yatmaktadır.
Kubbe geçişlerindeki pandantiflerde pişmiş toprak rezonatör küpleri bulunur. Bu küpler düşük frekanslı ses enerjisini yutar. Yonca payeler, nişler ve mukarnaslı yüzeyler ise ses dalgalarını dağıtarak odaklanmış yansımaları engeller.
Harim, galeri katları ve son cemaat yeri dahil edildiğinde toplam kapasite yaklaşık 1.500 kişidir. Yaklaşık 400 metrekarelik harimde ve son cemaat yerinde aynı anda 1.000 ila 1.500 kişi ibadet edebilmektedir.

Mihrimah Sultan Camii Üsküdar'ın Mühendislik Dehası ve Teknik Kanıtları

Kanıt 1: Ana Kubbenin Ölçüsel Verileri

İddia: Ana kubbenin zeminden yüksekliği 55.60 metredir; çapı kuzey-güney doğrultusunda 31.87 metre, doğu-batı doğrultusunda 30.86 metredir ve eteğinde 40 pencere bulunur.

Kaynak: Ayasofya Müzesi resmi kurum yayını (ayasofyamuzesi.gov.tr) ve Hagia Sophia - Muze Istanbul kurum kayıtları.

Metot: Kurum yayınındaki mimari tanım bölümünde verilen ölçüler doğrudan alınmış, iki bağımsız kurum kaydında karşılaştırmalı olarak teyit edilmiştir.

Kanıt 2: Vakıf Statüsü ve Tapu Tescili

İddia: Yapı, 1462 tarihli vakfiyeyle Fatih Sultan Mehmed Han Vakfı'nın mülküdür ve 1936 tarihli tapu senedinde 57 pafta, 57 ada, 7. parselde türbe, akaret, muvakkithane ve medreseden oluşan bir bütün olarak tescillidir.

Kaynak: 1462 tarihli Fatih Sultan Mehmed Han vakfiyesi, 1936 tarihli tapu senedi ve Ayasofya Müzesi resmi kurum yayını.

Metot: Vakfiye metnindeki şart maddesi ile tapu senedindeki parsel kaydı çapraz okunmuş; 10 Temmuz 2020 tarihli Danıştay kararının bu tescile dayandığı belgeler üzerinden doğrulanmıştır.

Kanıt 1: İnşa Tarihinin Kitabe ile Sabitlenmesi

İddia: Mihrimah Sultan Camii'nin inşası, Hicri 954 Zilhicce (Miladi 1548) ayında tamamlanmıştır.

Kaynak: Caminin giriş kapısı üzerindeki Arapça inşa kitabesi; MİHRİMAH SULTAN KÜLLİYESİ maddesi, TDV İslam Ansiklopedisi.

Metot: Yapının kendi üzerindeki birincil epigrafik belge okunmuş, Hicri tarih Miladi karşılığına çevrilmiş ve ansiklopedik külliye maddesindeki kayıtla çapraz doğrulanmıştır.

Kanıt 2: Pandantiflerdeki Akustik Rezonatörlerin Kapatılması

İddia: Ana kubbe geçişlerindeki pandantiflerde yer alan pişmiş toprak akustik rezonatörlerin ağızları, geçmiş onarımlarda çimento harcıyla sıvanarak kapatılmış ve pasif akustik sistem devre dışı kalmıştır.

Kaynak: Ferhat Eröz, "Mimar Sinan, Üsküdar Mihrimah Sultan Camii Akustiği Öncesi ve Sonrası", DergiPark; CAHRISMA projesi kapsamında yürütülen ölçümler.

Metot: 1987 ve 2013 yıllarında yapı içinde gerçekleştirilen akustik saha ölçümleri (çınlama süresi analizleri) ile rezonatör ağızlarının fiziki durum tespiti karşılaştırılarak sonuca ulaşılmıştır.

Önceki sayfa
Sultan III. Mustafa İskele Camii Fotoğraf Galerisi
Sonraki sayfa
Mihrimah Sultan Camii , Üsküdar Fotoğraf Galerisi
keyboard_arrow_up